v02.01.25 Geliştirme Notları
Âl-i İmrân Sûresi
60
Cuz 3
84﴿ (Ey Habîbim! Geçmiş peygamberleri tasdik ettiğinin bir açıklaması olmak üzere) de ki: “Biz Allâh’a ve üzerimize indirilmiş olan (Kur’ân-ı Azîmüşşân)a; İbrâhîm’e, İsmâ‘îl’e, İshâk’a, Ya‘kûb’a ve o (İbrâhîm ile İshâk (Aleyhimesselâm)ın) torunlar(ı olan on iki boy)a indirilmiş olan (sayfalar)a, (özellikle) Mûsâ’ya, Îsâ’ya ve peygamberlere Rablerinden verilmiş olan (kitapların tamâmın)a da îmân ettik. (Yahûdî ve Hristiyanların yaptığı gibi, kimine inanıp kimini inkâr ederek) onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız. Zâten biz ancak O(nları gönderen ve kendilerine o kitapları indiren Allâh-u Azîmüşşâ)na (tam mânâsıyla boyun eğerek) teslim olucu (Müslüman) kimseleriz.”
85﴿ Ayrıca her kim din olarak İslâm’dan başkasını ararsa, bu (yanlış dîni de, diyâneti de) aslâ kendisinden kabûl edilmeyecektir. Üstelik o kişi (fıtratında bulunan İslâm kābiliyetini işleterek sonsuz cennetleri ve nîmetleri kazanma imkânına sâhipken, kâfirliği seçerek kendisini ebedî azaplara dûçâr edeceğinden) âhirette hüsrâna uğrayanlardan (olacak)dır. İslâm kelimesi, tevhîd ve inkıyâd (Allâh-u Te‘âlâ’nın birliğini kabûl edip gönderdiği peygambere itâat) mânâsında olduğundan, her peygamberin dîni İslâm ise de burada kastedilen din Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in getirdiği özel şerîattır. Bu durumda mânâ: “Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) gönderildikten sonra her kim onun şerîatından başka yol arayışına girerse, onun bu yolu, kendisini Allâh-u Te‘âlâ’nın rızâsına ve mükâfâtına aslâ ulaştırmayacak, üstelik cehennem azâbına düşürecektir” şeklindedir. (el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 4/310)
86﴿ Allâh (Yahûdî ve Hristiyanlar gibi) bir toplumu (hak dîne) nasıl hidâyet eder ki; onlar (Râsûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in doğruluğuna dâir kendi kitaplarında) açık deliller kendilerine gelmişken ve (bu yüzden) o Rasûl’ün hak olduğuna kesinlikle şâhitlikte bulunmuşlarken (bu) îmânlarından sonra kâfir olmuşlardır. Zâten Allâh (düşünce kābiliyetlerini işletmeyip, îmân yerine inkârı koyarak ancak kendilerine zulmetmiş olan) o zâlimler gürûhunu hidâyet etmez(ken, hakkı anladıktan sonra bile bile yüz çeviren ve kâfirlik tercihini sürdüren kimseleri, İslâm’ı bulmaya ve cennet yoluna aslâ muvaffak etmez)! Bu âyet-i kerîme, irtidât ederek, Medîne’den çıkıp kâfir olarak Mekke’ye varan on iki kişi hakkında inmiştir ki, bunlar içinden Hâris ibnü Süveyd el-Ensârî yaptığına pişmân olarak âilesine: “Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e sorun ki benim tevbem kabûl olur mu?” diye mektup yazmış, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in olumlu cevâbı üzerine de tevbeye muvaffak olmuştur. İşte ileride gelecek olan 89. âyet-i kerîme, onun gibilerin durumundan bahsetmektedir. Arkadaşları ise: “Biz durabildiğimiz kadar Mekke’de kâfir olarak kalalım, dönmek istersek Hâris hakkında inenin bir benzeri bizim hakkımızda da nâzil olur” diyerek kâfirlikte aşırı gitmişlerdir.
87﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar (var ya); onların cezâsı (şudur ki); şüphesiz Allâh’ın, meleklerin ve hep birlikte olan bütün insanların lâneti kendileri üzerinedir.
88﴿ (O lânet) içerisinde ebedî kalıcı kimseler olarak (aslâ cehennemden çıkarılmayacaklardır). Kendilerinden azap (hiçbir şekilde) hafifletilmeyecek (bilakis azapları ziyâde edilecek)tir, onlar (tevbe etmek için) kendilerine mühlet verilecek (kimseler) de değildirler /kendileri(nden özür dilemeleri) beklenecek (kimseler) de değildirler/ onlar (rahmet nazarıyla) kendilerine bakılacak (şahıslar) da değildirler/.
89﴿ (Habîbim!) İşte sana! Ancak o kimseler müstesnâ ki; bu (dinden dönme suçu)nun ardından tevbe etmiştirler ve ıslahta bulunmuşturlar (yanlışlarını düzeltmiştirler, işte onlar bu lânet ve azaptan kurtulmuşlardır). Şüphesiz ki Allâh (onların tevbelerini kabûl eden ve suçlarını çokça bağışlayan) bir Ğafûr’dur, (tevbe üzere ölebilenlere de çok acıyan) bir Rahîm’dir.
90﴿ Muhakkak o kimseler ki; (evvelce Mûsâ (Aleyhisselâm)a ve Tevrât’a) îmân etmelerinden sonra (Îsâ (Aleyhisselâm)ı ve İncîl’i inkâr ederek) kâfir olmuşturlar, sonra da (Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i ve Kur’ân-ı Kerîm’i reddederek) kâfirlikte artış kaydetmiştirler; (işte) onların (ölürken yapacakları) tevbeleri aslâ kabûl edilmeyecektir. (Habîbim!) İşte sana! Ancak onlar (hak yoldan) sapıtan kimselerin ta kendileridir.
91﴿ Gerçekten o kimseler ki kâfir olmuşturlar ve kendileri kâfir kimseler olarak ölmüştürler; artık onların hiçbirinden yer(yüzünün) dolusu altın kesinlikle kabûl edilmeyecektir, velev ki onu (azaptan kurtulmak için karşılık ve) fidye olarak verecek olsun. (Habîbim!) İşte sana! Onlar (var ya); çok acı verici büyük bir azap onlar içindir. Üstelik (iki cihanda) onlar için (Allâh’ın azâbına karşı) yardımcılardan hiçbir kimse yoktur.
سُورَةُ اٰلِ عِمْرٰنَ
الجزء ٣
٦٠
قُلْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَع۪يسٰى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْۘ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ ﴿٨٤
وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ﴿٨٥
كَيْفَ يَهْدِي اللّٰهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ وَشَهِدُٓوا اَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ﴿٨٦
اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ اَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿٨٧
خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَۙ ﴿٨٨
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿٨٩
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الضَّٓالُّونَ ﴿٩٠
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ اَحَدِهِمْ مِلْءُ الْاَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدٰى بِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ۟ ﴿٩١
Âl-i İmrân Sûresi
60
Cuz 3
قُلْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَع۪يسٰى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْۘ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ ﴿٨٤
84﴿ (Ey Habîbim! Geçmiş peygamberleri tasdik ettiğinin bir açıklaması olmak üzere) de ki: “Biz Allâh’a ve üzerimize indirilmiş olan (Kur’ân-ı Azîmüşşân)a; İbrâhîm’e, İsmâ‘îl’e, İshâk’a, Ya‘kûb’a ve o (İbrâhîm ile İshâk (Aleyhimesselâm)ın) torunlar(ı olan on iki boy)a indirilmiş olan (sayfalar)a, (özellikle) Mûsâ’ya, Îsâ’ya ve peygamberlere Rablerinden verilmiş olan (kitapların tamâmın)a da îmân ettik. (Yahûdî ve Hristiyanların yaptığı gibi, kimine inanıp kimini inkâr ederek) onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız. Zâten biz ancak O(nları gönderen ve kendilerine o kitapları indiren Allâh-u Azîmüşşâ)na (tam mânâsıyla boyun eğerek) teslim olucu (Müslüman) kimseleriz.”
وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ﴿٨٥
85﴿ Ayrıca her kim din olarak İslâm’dan başkasını ararsa, bu (yanlış dîni de, diyâneti de) aslâ kendisinden kabûl edilmeyecektir. Üstelik o kişi (fıtratında bulunan İslâm kābiliyetini işleterek sonsuz cennetleri ve nîmetleri kazanma imkânına sâhipken, kâfirliği seçerek kendisini ebedî azaplara dûçâr edeceğinden) âhirette hüsrâna uğrayanlardan (olacak)dır. İslâm kelimesi, tevhîd ve inkıyâd (Allâh-u Te‘âlâ’nın birliğini kabûl edip gönderdiği peygambere itâat) mânâsında olduğundan, her peygamberin dîni İslâm ise de burada kastedilen din Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in getirdiği özel şerîattır. Bu durumda mânâ: “Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) gönderildikten sonra her kim onun şerîatından başka yol arayışına girerse, onun bu yolu, kendisini Allâh-u Te‘âlâ’nın rızâsına ve mükâfâtına aslâ ulaştırmayacak, üstelik cehennem azâbına düşürecektir” şeklindedir. (el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 4/310)
كَيْفَ يَهْدِي اللّٰهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ وَشَهِدُٓوا اَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ﴿٨٦
86﴿ Allâh (Yahûdî ve Hristiyanlar gibi) bir toplumu (hak dîne) nasıl hidâyet eder ki; onlar (Râsûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in doğruluğuna dâir kendi kitaplarında) açık deliller kendilerine gelmişken ve (bu yüzden) o Rasûl’ün hak olduğuna kesinlikle şâhitlikte bulunmuşlarken (bu) îmânlarından sonra kâfir olmuşlardır. Zâten Allâh (düşünce kābiliyetlerini işletmeyip, îmân yerine inkârı koyarak ancak kendilerine zulmetmiş olan) o zâlimler gürûhunu hidâyet etmez(ken, hakkı anladıktan sonra bile bile yüz çeviren ve kâfirlik tercihini sürdüren kimseleri, İslâm’ı bulmaya ve cennet yoluna aslâ muvaffak etmez)! Bu âyet-i kerîme, irtidât ederek, Medîne’den çıkıp kâfir olarak Mekke’ye varan on iki kişi hakkında inmiştir ki, bunlar içinden Hâris ibnü Süveyd el-Ensârî yaptığına pişmân olarak âilesine: “Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e sorun ki benim tevbem kabûl olur mu?” diye mektup yazmış, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in olumlu cevâbı üzerine de tevbeye muvaffak olmuştur. İşte ileride gelecek olan 89. âyet-i kerîme, onun gibilerin durumundan bahsetmektedir. Arkadaşları ise: “Biz durabildiğimiz kadar Mekke’de kâfir olarak kalalım, dönmek istersek Hâris hakkında inenin bir benzeri bizim hakkımızda da nâzil olur” diyerek kâfirlikte aşırı gitmişlerdir.
اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ اَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿٨٧
87﴿ (Habîbim!) İşte sana! Onlar (var ya); onların cezâsı (şudur ki); şüphesiz Allâh’ın, meleklerin ve hep birlikte olan bütün insanların lâneti kendileri üzerinedir.
خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَۙ ﴿٨٨
88﴿ (O lânet) içerisinde ebedî kalıcı kimseler olarak (aslâ cehennemden çıkarılmayacaklardır). Kendilerinden azap (hiçbir şekilde) hafifletilmeyecek (bilakis azapları ziyâde edilecek)tir, onlar (tevbe etmek için) kendilerine mühlet verilecek (kimseler) de değildirler /kendileri(nden özür dilemeleri) beklenecek (kimseler) de değildirler/ onlar (rahmet nazarıyla) kendilerine bakılacak (şahıslar) da değildirler/.
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿٨٩
89﴿ (Habîbim!) İşte sana! Ancak o kimseler müstesnâ ki; bu (dinden dönme suçu)nun ardından tevbe etmiştirler ve ıslahta bulunmuşturlar (yanlışlarını düzeltmiştirler, işte onlar bu lânet ve azaptan kurtulmuşlardır). Şüphesiz ki Allâh (onların tevbelerini kabûl eden ve suçlarını çokça bağışlayan) bir Ğafûr’dur, (tevbe üzere ölebilenlere de çok acıyan) bir Rahîm’dir.
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الضَّٓالُّونَ ﴿٩٠
90﴿ Muhakkak o kimseler ki; (evvelce Mûsâ (Aleyhisselâm)a ve Tevrât’a) îmân etmelerinden sonra (Îsâ (Aleyhisselâm)ı ve İncîl’i inkâr ederek) kâfir olmuşturlar, sonra da (Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i ve Kur’ân-ı Kerîm’i reddederek) kâfirlikte artış kaydetmiştirler; (işte) onların (ölürken yapacakları) tevbeleri aslâ kabûl edilmeyecektir. (Habîbim!) İşte sana! Ancak onlar (hak yoldan) sapıtan kimselerin ta kendileridir.
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ اَحَدِهِمْ مِلْءُ الْاَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدٰى بِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ۟ ﴿٩١
91﴿ Gerçekten o kimseler ki kâfir olmuşturlar ve kendileri kâfir kimseler olarak ölmüştürler; artık onların hiçbirinden yer(yüzünün) dolusu altın kesinlikle kabûl edilmeyecektir, velev ki onu (azaptan kurtulmak için karşılık ve) fidye olarak verecek olsun. (Habîbim!) İşte sana! Onlar (var ya); çok acı verici büyük bir azap onlar içindir. Üstelik (iki cihanda) onlar için (Allâh’ın azâbına karşı) yardımcılardan hiçbir kimse yoktur.