v02.01.25 Geliştirme Notları
Münâfikûn Sûresi
554
Cuz 28
5﴿ Ayrıca o (münâfık ola)nlara: “Gelin, Allâh’ın Rasûlü sizin (günahlarınız) için mağfiret talebinde bulunsun” denildiği zaman, (kibirlerinden dolayı) başlarını çevirirler. Bir de sen onları (bu sözü kendilerine söyleyen kişiden) yüz çevirir oldukları hâlde görürsün. Üstelik onlar çok büyüklenen kimselerdir.
6﴿ Sen onlar için bağışlanma talebinde bulunmuş musun ya da onlar için istiğfâr etmemişsin, (bir şey değişecek değildir, zîrâ iki durum da) onlara karşı eşittir. Allâh onları aslâ mağfiret edecek değildir! Çünkü şüphesiz Allâh (îmânlarını gerektiren bunca açık delil gördükleri hâlde ve dilleriyle îmân açıklamalarına rağmen, kalben îmân etme dâiresinin dışına çıkmış olan) o fâsıklar toplumunu (gerçek îmâna) hidâyet etmez.
7﴿ Onlar ancak o (bedbaht) kimselerdir ki (muhâcirlere yardım eden ensâra): “Rasûlüllâh’ın yanında bulunan (fakir ve muhâcir) kimselere infakta bulunmayın ki tamâmen dağılsınlar” diyorlar. Hâlbuki göklerin ve yerin hazîneleri ancak Allâh’a âittir. (Dolayısıyla Medîne ehli, fakir muhâcirlere yardımı kesse de, tüm rızıkların sâhibi olan Allâh onların geçimini temin etmeye Kādir’dir.) Velâkin o münâfıklar (Allâh-u Te‘âlâ’nın bu üstün gücünü) iyice anlamazlar.
8﴿ O (münâfık ola)nlar: “Andolsun eğer (Benî Mustalık gazvesinden) Medîne’ye dönecek olursak, elbette o en izzetli kişi, o en alçak olanı mutlaka oradan çıkaracaktır” diyorlar. Hâlbuki izzet (ve şeref) ancak Allâh’a mahsustur, Rasûlüne âittir ve müminler içindir. Velâkin o münâfıklar (aşırı cehâletlerinden ve aldanmışlıklarından dolayı bu gerçeği) bilmezler. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; Benî Mustalık gazâsı yeni bitmişti ki; insanlar bir suyun başında toplanmışken, Ömer (Radıyallâhu Anh)ın işçisi Cehcâh ibnü Sa‘îd ile münâfıkların reîsi olan İbnü Übeyy’in antlaşmalısı Sinân el-Cühenî su kuyruğunda kapıştılar. Cehcâh muhâcirlere seslenip, Sinân da ensârı yardıma çağırınca fakir muhâcirlerden biri Cehcâh’a yardıma geldi ve Sinân’a bir tokat attı. O zaman İbnü Übeyy ona: “Bunu sen mi yaptın?! Zâten biz Muhammed’in yanına tokat yiyelim diye geldik! Vallâhi; onlarla bizim durumumuz ancak ‘Besle köpeğini yesin seni’ dendiği gibidir. Ama vallâhi Medîne’ye dönersek en ulu olan kişi en alçak olanı oradan çıkaracak” dedi ve “En ulu” tâbiriyle kendini, “En alçak” ifâdesiyle de Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i kastetti. Derken kendi adamlarına dönüp: “Vallâhi siz bu fakirlere artıklarınızı yedirmeseydiniz şimdi boyunlarınıza binemeyeceklerdi! Öyleyse artık bunlara yardım yapmayın ki Muhammed’in etrâfından dağılsınlar” dedi. O sırada yaşı genç olan Zeyd ibnü Erkam (Radıyallâhu Anh) bunu duyunca: “Vallâhi kavmi arasında sevilmeyen zelîl ve fakir sensin! Muhammed ise, mi‘râc tâcı başında olan, Rahmân’ın izzetiyle azîz ve Müslümanlardan güç almış biridir!” dedi. Bunu duyan İbnü Übeyy: “Sus! Ben ancak şaka yapıyordum” dediyse de Zeyd (Radıyallâhu Anh) hemen Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e gidip duyduklarını anlattı. O sırada Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in yanında bulunan Ömer (Radıyallâhu Anh): “Yâ Rasûlellâh! Bırak beni de şu münâfığın boynunu vurayım” deyince Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “O zaman Medîne’de çok burunlar titrer (herkes korkuya kapılır ve güven ortamı bozulur)!” buyurdu. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhu Anh): “Onu bir muhâcirin öldürmesini istemiyorsan o zaman bir ensârîye bunu emret!” deyince Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Peki insanlar: ‘Muhammed adamlarını öldürüyor!’ diye konuşurlarsa ne olacak?” buyurdu. Sonra Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) İbnü Übeyy’i çağırarak: “Bu sözleri sen mi konuştun?” diye sorunca, o: “Sana Kitâb indiren Allâh’a yemîn ederim ki, bunlardan hiçbirini ben demedim! Zeyd yalancıdır” dedi. Orada bulunanlar: “Yâ Rasûlellâh! Bir çocuğun lafını bizim büyüğümüzün sözüne tercih mi ediyorsun?! Belki o yanlış anlamıştır!” dediler. Bu hâdise üzerine Zeyd (Radıyallâhu Anh) utancından bir süre evinden çıkamadı. Fakat bu sûre inince Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona: “Ey genç! Gerçekten Allâh seni doğruladı, münâfıkları ise yalancı çıkardı!” buyurdu. İbnü Übeyy’in yalanı ortaya çıkınca, bâzıları ona: “Senin hakkında çok şiddetli âyetler indi, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e gidip günahını îtirâf et de, senin için istiğfâr etsin” dediler. O da bu görüşü reddetmek üzere başını çevirerek: “Îmân et dediniz îmân ettim, zekât vermemi söylediniz onu da yaptım artık bana Muhammed’e secde etmemi emretmenizden başka bir şey kalmadı!” dedi. Bu hâl üzere birkaç gün daha yaşayıp geberdi. (en-Nesefî; el-Hâzin)
9﴿ Ey o îmân etmiş olan kimseler! Mallarınız(la uğraşmanız namaz, cihâd ve Kur’ân okumak gibi) Allâh’ın zikrinden (ve ibâdetinden) sizi alıkoymasın. Çocuklarınız(a vakit ayırmanız) da (sizi Allâh’ın zikrinden uzaklaştırıcı) olmasın. İşte sana! Her kim bunu yaparsa; (ey mümin) işte sana! (Değerli ve sonsuz olan bir şeyi, basit ve fânî bir hayat karşılığında sattıkları için) ancak onlar hüsrâna uğrayanların ta kendisidir.
10﴿ (Ey mümin kullar!) Ayrıca sizin birinize ölüm (emâreleri) gelmeden ve (ölecek kişi zoru görünce) o sebeple: “Ey Rabbim! Beni(m ölümümü) çok yakın bir süreye kadar geciktirseydin ya, bolca sadaka vereydim ve (Sana karşı vazîfelerini yerine getiren) sâlih kimselerden olaydım” demeden önce, Bizim size rızık olarak vermiş olduğumuz şeylerden (bir kısmını muhtaçlara vererek) infakta bulunun.
11﴿ Ama Allâh eceli geldiği zaman hiçbir nefsi aslâ geciktirmez. Zâten Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri(n görünen-görünmeyen tüm yönlerinden hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir.
سُورَةُ الْمُنَافِقُونَ
الجزء ٢٨
٥٥٤
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللّٰهِ لَوَّوْا رُؤُ۫سَهُمْ وَرَاَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ ﴿٥
سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ اَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ اَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْۜ لَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ ﴿٦
هُمُ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ لَا تُنْفِقُوا عَلٰى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ حَتّٰى يَنْفَضُّواۜ وَلِلّٰهِ خَزَٓائِنُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَفْقَهُونَ ﴿٧
يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَٓا اِلَى الْمَد۪ينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْاَعَزُّ مِنْهَا الْاَذَلَّۜ وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه۪ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ۟ ﴿٨
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ﴿٩
وَاَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَٓا اَخَّرْتَن۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۙ فَاَصَّدَّقَ وَاَكُنْ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿١٠
وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللّٰهُ نَفْسًا اِذَا جَٓاءَ اَجَلُهَاۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿١١
Münâfikûn Sûresi
554
Cuz 28
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللّٰهِ لَوَّوْا رُؤُ۫سَهُمْ وَرَاَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ ﴿٥
5﴿ Ayrıca o (münâfık ola)nlara: “Gelin, Allâh’ın Rasûlü sizin (günahlarınız) için mağfiret talebinde bulunsun” denildiği zaman, (kibirlerinden dolayı) başlarını çevirirler. Bir de sen onları (bu sözü kendilerine söyleyen kişiden) yüz çevirir oldukları hâlde görürsün. Üstelik onlar çok büyüklenen kimselerdir.
سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ اَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ اَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْۜ لَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ ﴿٦
6﴿ Sen onlar için bağışlanma talebinde bulunmuş musun ya da onlar için istiğfâr etmemişsin, (bir şey değişecek değildir, zîrâ iki durum da) onlara karşı eşittir. Allâh onları aslâ mağfiret edecek değildir! Çünkü şüphesiz Allâh (îmânlarını gerektiren bunca açık delil gördükleri hâlde ve dilleriyle îmân açıklamalarına rağmen, kalben îmân etme dâiresinin dışına çıkmış olan) o fâsıklar toplumunu (gerçek îmâna) hidâyet etmez.
هُمُ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ لَا تُنْفِقُوا عَلٰى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ حَتّٰى يَنْفَضُّواۜ وَلِلّٰهِ خَزَٓائِنُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَفْقَهُونَ ﴿٧
7﴿ Onlar ancak o (bedbaht) kimselerdir ki (muhâcirlere yardım eden ensâra): “Rasûlüllâh’ın yanında bulunan (fakir ve muhâcir) kimselere infakta bulunmayın ki tamâmen dağılsınlar” diyorlar. Hâlbuki göklerin ve yerin hazîneleri ancak Allâh’a âittir. (Dolayısıyla Medîne ehli, fakir muhâcirlere yardımı kesse de, tüm rızıkların sâhibi olan Allâh onların geçimini temin etmeye Kādir’dir.) Velâkin o münâfıklar (Allâh-u Te‘âlâ’nın bu üstün gücünü) iyice anlamazlar.
يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَٓا اِلَى الْمَد۪ينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْاَعَزُّ مِنْهَا الْاَذَلَّۜ وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه۪ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ۟ ﴿٨
8﴿ O (münâfık ola)nlar: “Andolsun eğer (Benî Mustalık gazvesinden) Medîne’ye dönecek olursak, elbette o en izzetli kişi, o en alçak olanı mutlaka oradan çıkaracaktır” diyorlar. Hâlbuki izzet (ve şeref) ancak Allâh’a mahsustur, Rasûlüne âittir ve müminler içindir. Velâkin o münâfıklar (aşırı cehâletlerinden ve aldanmışlıklarından dolayı bu gerçeği) bilmezler. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; Benî Mustalık gazâsı yeni bitmişti ki; insanlar bir suyun başında toplanmışken, Ömer (Radıyallâhu Anh)ın işçisi Cehcâh ibnü Sa‘îd ile münâfıkların reîsi olan İbnü Übeyy’in antlaşmalısı Sinân el-Cühenî su kuyruğunda kapıştılar. Cehcâh muhâcirlere seslenip, Sinân da ensârı yardıma çağırınca fakir muhâcirlerden biri Cehcâh’a yardıma geldi ve Sinân’a bir tokat attı. O zaman İbnü Übeyy ona: “Bunu sen mi yaptın?! Zâten biz Muhammed’in yanına tokat yiyelim diye geldik! Vallâhi; onlarla bizim durumumuz ancak ‘Besle köpeğini yesin seni’ dendiği gibidir. Ama vallâhi Medîne’ye dönersek en ulu olan kişi en alçak olanı oradan çıkaracak” dedi ve “En ulu” tâbiriyle kendini, “En alçak” ifâdesiyle de Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i kastetti. Derken kendi adamlarına dönüp: “Vallâhi siz bu fakirlere artıklarınızı yedirmeseydiniz şimdi boyunlarınıza binemeyeceklerdi! Öyleyse artık bunlara yardım yapmayın ki Muhammed’in etrâfından dağılsınlar” dedi. O sırada yaşı genç olan Zeyd ibnü Erkam (Radıyallâhu Anh) bunu duyunca: “Vallâhi kavmi arasında sevilmeyen zelîl ve fakir sensin! Muhammed ise, mi‘râc tâcı başında olan, Rahmân’ın izzetiyle azîz ve Müslümanlardan güç almış biridir!” dedi. Bunu duyan İbnü Übeyy: “Sus! Ben ancak şaka yapıyordum” dediyse de Zeyd (Radıyallâhu Anh) hemen Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e gidip duyduklarını anlattı. O sırada Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in yanında bulunan Ömer (Radıyallâhu Anh): “Yâ Rasûlellâh! Bırak beni de şu münâfığın boynunu vurayım” deyince Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “O zaman Medîne’de çok burunlar titrer (herkes korkuya kapılır ve güven ortamı bozulur)!” buyurdu. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhu Anh): “Onu bir muhâcirin öldürmesini istemiyorsan o zaman bir ensârîye bunu emret!” deyince Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Peki insanlar: ‘Muhammed adamlarını öldürüyor!’ diye konuşurlarsa ne olacak?” buyurdu. Sonra Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) İbnü Übeyy’i çağırarak: “Bu sözleri sen mi konuştun?” diye sorunca, o: “Sana Kitâb indiren Allâh’a yemîn ederim ki, bunlardan hiçbirini ben demedim! Zeyd yalancıdır” dedi. Orada bulunanlar: “Yâ Rasûlellâh! Bir çocuğun lafını bizim büyüğümüzün sözüne tercih mi ediyorsun?! Belki o yanlış anlamıştır!” dediler. Bu hâdise üzerine Zeyd (Radıyallâhu Anh) utancından bir süre evinden çıkamadı. Fakat bu sûre inince Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona: “Ey genç! Gerçekten Allâh seni doğruladı, münâfıkları ise yalancı çıkardı!” buyurdu. İbnü Übeyy’in yalanı ortaya çıkınca, bâzıları ona: “Senin hakkında çok şiddetli âyetler indi, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e gidip günahını îtirâf et de, senin için istiğfâr etsin” dediler. O da bu görüşü reddetmek üzere başını çevirerek: “Îmân et dediniz îmân ettim, zekât vermemi söylediniz onu da yaptım artık bana Muhammed’e secde etmemi emretmenizden başka bir şey kalmadı!” dedi. Bu hâl üzere birkaç gün daha yaşayıp geberdi. (en-Nesefî; el-Hâzin)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ﴿٩
9﴿ Ey o îmân etmiş olan kimseler! Mallarınız(la uğraşmanız namaz, cihâd ve Kur’ân okumak gibi) Allâh’ın zikrinden (ve ibâdetinden) sizi alıkoymasın. Çocuklarınız(a vakit ayırmanız) da (sizi Allâh’ın zikrinden uzaklaştırıcı) olmasın. İşte sana! Her kim bunu yaparsa; (ey mümin) işte sana! (Değerli ve sonsuz olan bir şeyi, basit ve fânî bir hayat karşılığında sattıkları için) ancak onlar hüsrâna uğrayanların ta kendisidir.
وَاَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَٓا اَخَّرْتَن۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۙ فَاَصَّدَّقَ وَاَكُنْ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿١٠
10﴿ (Ey mümin kullar!) Ayrıca sizin birinize ölüm (emâreleri) gelmeden ve (ölecek kişi zoru görünce) o sebeple: “Ey Rabbim! Beni(m ölümümü) çok yakın bir süreye kadar geciktirseydin ya, bolca sadaka vereydim ve (Sana karşı vazîfelerini yerine getiren) sâlih kimselerden olaydım” demeden önce, Bizim size rızık olarak vermiş olduğumuz şeylerden (bir kısmını muhtaçlara vererek) infakta bulunun.
وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللّٰهُ نَفْسًا اِذَا جَٓاءَ اَجَلُهَاۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿١١
11﴿ Ama Allâh eceli geldiği zaman hiçbir nefsi aslâ geciktirmez. Zâten Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri(n görünen-görünmeyen tüm yönlerinden hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir.