v02.01.25 Geliştirme Notları
Bakara Sûresi
10
Cuz 1
70﴿ Onlar (bunca beyânâta kanâat etmeyerek): “Bizim için Rabbine duâ et de, onun mâhiyeti nedir (dinç midir, yorgun mudur); bize iyice açıklasın. Çünkü gerçekten o (sarı ve orta yaşlı) inekler (çokça bulunduğundan) birbirine benzeyerek bize karışık geldi. Şüphesiz ki biz, Allâh dilerse elbette (aradığımız ineği bulma husûsunda) doğruya erişecek kimseler (olabilir)iz” demişlerdi.
71﴿ O (Mûsâ (Aleyhisselâm) onlara cevâben): Şüphesiz O (Rabbim) buyuruyor ki: “Gerçekten o (kesmeniz emrolunan) öyle bir inektir ki; (zor işlerde çalıştırılıp, boyunduruğa vurularak ve) arâzi sürerek zillete uğratılmış değildir, ekin de sulamaz, (bütün kusurlardan) tamâmen sâlim kılınmıştır (ve hiç çalıştırılmadığı için yıpranma izlerinden uzak tutulmuştur), kendisinde hiçbir renk karışımı da yoktur” demişti. Onlar da: “İşte şimdi (o inekle ilgili bize) hak (ve doğru olan mâlûmât)ı getirdin” demişlerdi de bunun üzerine onu (çok aradıktan sonra bulmuşlar, derisi dolusunca altın ödeyerek satın alıp) boğazlamışlardı. Hâlbuki onlar (çok sorup işi uzattıklarından, aşırı masraflı olduğundan, bir kısmı da kātilin ortaya çıkmasıyla rezil olacağı endişesini taşıdığı için, emrolundukları bu işi) yapar olmaya yaklaşmamıştılar.
72﴿ (Allâh-u Te‘âlâ, atalarının yaşadıkları bir hâdiseyi asr-ı saâdettekilere hatırlatmak üzere buyuruyor ki: Ey Habîbimi inkâr eden Yahûdîler!) Yine bir vakti (hatırlayın) ki; siz bir kişiyi öldürmüştünüz, sonra onun (kātilinin tespiti) hakkında (suçu üstünüzden atmak için birbirinize havâle edip) atışarak çekişmiştiniz. Oysa Allâh (kātilin kimliği hakkında) sürekli gizlemekte bulunmuş olduğunuz o şeyi (açığa) çıkarıcıydı.
73﴿ Bunun üzerine Biz (kātili ortaya çıkartmak için o ineği kestirdikten sonra): “Onun bir parçasıyla o (maktûlün naaşı)na vurun” buyurmuştuk. (Siz bu emri yerine getirdiğiniz anda ölü canlanıp, mîras meselesi yüzünden iki amcaoğlunun kendisini öldürdüğünü ve ardından yalan yere ağladıklarını haber vermişti.) (Ey dirilmeyi inkâr eden insan!) İşte sana! Allâh ölüleri böylece (eşsiz bir kudretle) diriltmektedir ve (üstün gücünün) âyetlerini (ve delillerini) size göstermektedir; tâ ki siz (bir kişiyi diriltmeye Kādir olan Zâtın, bütün canlıları ihyâ etme gücüne sâhip olduğunu) anlayasınız. (el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Âlûsî)
74﴿ (Ey gâfil Yahûdîler!) İşte sana! Sonra bu (ölünün dirilip konuşması kadar açık bir mûcizenin zuhûru)nun ardından kalpleriniz (öyle bir) katılaştı (ki); artık onlar taşlar gibidir yâhut katılık bakımından daha da kuvvetli (bir hâlde)dir. Çünkü şüphesiz taşlardan elbette öylesi vardır ki, iyice yarılıp kendisinden nehirler akmaktadır. Yine muhakkak onlardan elbette öylesi vardır ki, (o taşlar enine boyuna) genişçe yarılmaktadır da hemen kendisinden su çıkmaktadır. Şüphesiz onlardan elbette bâzısı da vardır ki, Allâh korkusundan (dolayı yukarıdan aşağı doğru yuvarlanıp) inmektedir. Zâten Allâh sizin yapmakta olduğunuz şeylerden aslâ gâfil (ve habersiz) değildir. (Bunca âyetini görüp de tesirlenmemenizden dolayı elbette sizi cezâsız bırakmayacaktır.)
75﴿ (Ey Habîbim ve müminler! Yahûdîler kendilerini kurtaran Mûsâ (Aleyhisselâm)a bile îmân etmemişlerken) siz hâlâ onların sizin (dâvetinize icâbet etmek) için îmân edeceklerini mi umuyorsunuz?! Hâlbuki muhakkak içlerinden bir fırka vardı ki; (Mûsâ (Aleyhisselâm) ile birlikte) Allâh’ın kelâmını duyuyorlardı da, sonra onu(n doğruluğunu şüphesiz bir şekilde) anlamalarının ardından (yine de) onu değiştiriyorlardı, hâlbuki kendileri de (yaptıkları işin yanlış olduğunu) biliyorlardı.
76﴿ Bir de o (Yahûdîlerden münâfık ola)nlar îmân etmiş olan o kimselerle karşılaştıkları zaman: “Biz (Muhammed’in, Tevrat’ta gönderileceği bildirilen zât olduğuna) îmân ettik” derler. Ama onların (münâfıklık yapmayan) bir kısmı (münâfık olan) diğer bir kısımla tenhâda kaldığında: “Allâh’ın (Tevrat’ta Muhammed’in vasıfları hakkında) size aç(ıkla)mış olduğu şeyleri (bugüne dek sır gibi saklarken şimdi müminlere niye bildirmeye başladınız, yoksa onlar) Rabbiniz nezdinde onunla size (karşı) delil getirsinler (de sizi mağlup etsinler) diye mi onlara anlatıyorsunuz?! Siz (onların bu sırları bilmeleri hâlinde âhirette düşeceğiniz vahim durumu) hiç anlayamıyor musunuz?!” derler.
سُورَةُ الْبَقَرَةِ
الجزء ١
١٠
قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۙ اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَاۜ وَاِنَّٓا اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَمُهْتَدُونَ ﴿٧٠
قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟ ﴿٧١
وَاِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادّٰرَءْتُمْ ف۪يهَاۜ وَاللّٰهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَۚ ﴿٧٢
فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَاۜ كَذٰلِكَ يُحْيِ اللّٰهُ الْمَوْتٰى وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٧٣
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةًۜ وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ﴿٧٤
اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ﴿٧٥
وَاِذَا لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ وَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ قَالُٓوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَٓاجُّوكُمْ بِه۪ عِنْدَ رَبِّكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿٧٦
Bakara Sûresi
10
Cuz 1
قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۙ اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَاۜ وَاِنَّٓا اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَمُهْتَدُونَ ﴿٧٠
70﴿ Onlar (bunca beyânâta kanâat etmeyerek): “Bizim için Rabbine duâ et de, onun mâhiyeti nedir (dinç midir, yorgun mudur); bize iyice açıklasın. Çünkü gerçekten o (sarı ve orta yaşlı) inekler (çokça bulunduğundan) birbirine benzeyerek bize karışık geldi. Şüphesiz ki biz, Allâh dilerse elbette (aradığımız ineği bulma husûsunda) doğruya erişecek kimseler (olabilir)iz” demişlerdi.
قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟ ﴿٧١
71﴿ O (Mûsâ (Aleyhisselâm) onlara cevâben): Şüphesiz O (Rabbim) buyuruyor ki: “Gerçekten o (kesmeniz emrolunan) öyle bir inektir ki; (zor işlerde çalıştırılıp, boyunduruğa vurularak ve) arâzi sürerek zillete uğratılmış değildir, ekin de sulamaz, (bütün kusurlardan) tamâmen sâlim kılınmıştır (ve hiç çalıştırılmadığı için yıpranma izlerinden uzak tutulmuştur), kendisinde hiçbir renk karışımı da yoktur” demişti. Onlar da: “İşte şimdi (o inekle ilgili bize) hak (ve doğru olan mâlûmât)ı getirdin” demişlerdi de bunun üzerine onu (çok aradıktan sonra bulmuşlar, derisi dolusunca altın ödeyerek satın alıp) boğazlamışlardı. Hâlbuki onlar (çok sorup işi uzattıklarından, aşırı masraflı olduğundan, bir kısmı da kātilin ortaya çıkmasıyla rezil olacağı endişesini taşıdığı için, emrolundukları bu işi) yapar olmaya yaklaşmamıştılar.
وَاِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادّٰرَءْتُمْ ف۪يهَاۜ وَاللّٰهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَۚ ﴿٧٢
72﴿ (Allâh-u Te‘âlâ, atalarının yaşadıkları bir hâdiseyi asr-ı saâdettekilere hatırlatmak üzere buyuruyor ki: Ey Habîbimi inkâr eden Yahûdîler!) Yine bir vakti (hatırlayın) ki; siz bir kişiyi öldürmüştünüz, sonra onun (kātilinin tespiti) hakkında (suçu üstünüzden atmak için birbirinize havâle edip) atışarak çekişmiştiniz. Oysa Allâh (kātilin kimliği hakkında) sürekli gizlemekte bulunmuş olduğunuz o şeyi (açığa) çıkarıcıydı.
فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَاۜ كَذٰلِكَ يُحْيِ اللّٰهُ الْمَوْتٰى وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٧٣
73﴿ Bunun üzerine Biz (kātili ortaya çıkartmak için o ineği kestirdikten sonra): “Onun bir parçasıyla o (maktûlün naaşı)na vurun” buyurmuştuk. (Siz bu emri yerine getirdiğiniz anda ölü canlanıp, mîras meselesi yüzünden iki amcaoğlunun kendisini öldürdüğünü ve ardından yalan yere ağladıklarını haber vermişti.) (Ey dirilmeyi inkâr eden insan!) İşte sana! Allâh ölüleri böylece (eşsiz bir kudretle) diriltmektedir ve (üstün gücünün) âyetlerini (ve delillerini) size göstermektedir; tâ ki siz (bir kişiyi diriltmeye Kādir olan Zâtın, bütün canlıları ihyâ etme gücüne sâhip olduğunu) anlayasınız. (el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Âlûsî)
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةًۜ وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ﴿٧٤
74﴿ (Ey gâfil Yahûdîler!) İşte sana! Sonra bu (ölünün dirilip konuşması kadar açık bir mûcizenin zuhûru)nun ardından kalpleriniz (öyle bir) katılaştı (ki); artık onlar taşlar gibidir yâhut katılık bakımından daha da kuvvetli (bir hâlde)dir. Çünkü şüphesiz taşlardan elbette öylesi vardır ki, iyice yarılıp kendisinden nehirler akmaktadır. Yine muhakkak onlardan elbette öylesi vardır ki, (o taşlar enine boyuna) genişçe yarılmaktadır da hemen kendisinden su çıkmaktadır. Şüphesiz onlardan elbette bâzısı da vardır ki, Allâh korkusundan (dolayı yukarıdan aşağı doğru yuvarlanıp) inmektedir. Zâten Allâh sizin yapmakta olduğunuz şeylerden aslâ gâfil (ve habersiz) değildir. (Bunca âyetini görüp de tesirlenmemenizden dolayı elbette sizi cezâsız bırakmayacaktır.)
اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ﴿٧٥
75﴿ (Ey Habîbim ve müminler! Yahûdîler kendilerini kurtaran Mûsâ (Aleyhisselâm)a bile îmân etmemişlerken) siz hâlâ onların sizin (dâvetinize icâbet etmek) için îmân edeceklerini mi umuyorsunuz?! Hâlbuki muhakkak içlerinden bir fırka vardı ki; (Mûsâ (Aleyhisselâm) ile birlikte) Allâh’ın kelâmını duyuyorlardı da, sonra onu(n doğruluğunu şüphesiz bir şekilde) anlamalarının ardından (yine de) onu değiştiriyorlardı, hâlbuki kendileri de (yaptıkları işin yanlış olduğunu) biliyorlardı.
وَاِذَا لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ وَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ قَالُٓوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَٓاجُّوكُمْ بِه۪ عِنْدَ رَبِّكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿٧٦
76﴿ Bir de o (Yahûdîlerden münâfık ola)nlar îmân etmiş olan o kimselerle karşılaştıkları zaman: “Biz (Muhammed’in, Tevrat’ta gönderileceği bildirilen zât olduğuna) îmân ettik” derler. Ama onların (münâfıklık yapmayan) bir kısmı (münâfık olan) diğer bir kısımla tenhâda kaldığında: “Allâh’ın (Tevrat’ta Muhammed’in vasıfları hakkında) size aç(ıkla)mış olduğu şeyleri (bugüne dek sır gibi saklarken şimdi müminlere niye bildirmeye başladınız, yoksa onlar) Rabbiniz nezdinde onunla size (karşı) delil getirsinler (de sizi mağlup etsinler) diye mi onlara anlatıyorsunuz?! Siz (onların bu sırları bilmeleri hâlinde âhirette düşeceğiniz vahim durumu) hiç anlayamıyor musunuz?!” derler.