v02.01.25 Geliştirme Notları
Enfâl Sûresi
181
Cuz 10
41﴿ Yine bilin ki; (kâfirlerden) ganîmet aldığınız (iğne-iplik dâhil) herhangi bir şeyin beşte biri hiç şüphesiz ki Allâh(ın emrettiği yola harcanmak üzere O’n)a âittir, o Rasûl’e âittir ve (soy bakımından yakınlık ve) karâbet sâhiplerine âittir, bir de yetimlere, yoksullara ve yolda (mağdur) kalmışa mahsustur. Eğer siz Allâh’a ve (Bedir’de hakla bâtılın ayrıldığı) o Furkān gününde; o iki (orduya âit) birliğin karşılaştığı gün kulumuz (Muhammed Mustafâ’y)a indirmiş olduğumuz (âyetler, meleklere fetihler ve yardımlardan ibâret) o şeylere îmân etmiş olduysanız (bu taksîme râzı olmanız gerekir). Bir de (şunu iyi bilin ki) Allâh (azınlıkları çoğunluklara gâlip etmek dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir. (Nitekim sayınızın azlığına rağmen Bedir günü sizi üç katınız olan kâfirlere gâlip etmiştir. Dolayısıyla kazandığınız ganîmetlerin ancak O’nun yardımıyla olduğunu düşünerek O’nun hükmüne râzı olun.) Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) zamânında “Humüs (ganîmetlerin beşte biri)” beş hisseye bölünür; bir hisse Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e, bir hisse onun akrabâsı olan Hâşimoğullarına ve Muttaliboğullarına, kalan üç hisse de yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara ayrılırdı. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in vefâtından sonra ise kendi hissesiyle akrabâsının hissesi sâkıt olduğundan ganîmetlerin tümü geri kalan üç zümre arasında taksîm edilir oldu. Gerçi yine Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in akrabâsına verilebilirse de bu, fakir olma şartıyla kayıtlı olduğundan zenginler dışta tutulmuştur. Âyet-i kerîmede geçen “Furkān günü”; Allâh-u Te‘âlâ’nın hakkı bâtıldan ayırdığı Bedir günüdür ki, ramazân-ı şerîfin on yedisine denk gelen cumâ günüdür. Bedir, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in katıldığı ilk muhârebe olmuştur. O gün müşriklerin başında Utbe ibnü Rabî‘a bulunmuştur. O gün ashâbın sayısı üç yüz on küsur iken, müşriklerin sayısı ise bine yakındır. Müşriklerin bozguna uğradığı bu muhârebede kâfirlerin ileri gelenlerinden yetmiş kişi öldürülmüş, yetmişi de esir alınmıştır. (el-Beyzâvî, el-Hâzin, en-Nesefî)
42﴿ Bir vakti (yâd edin) ki; siz (Bedir savaşında) o vâdînin (Medîne’ye) en yakın kenarındaydınız, onlar ise o vâdînin en uzak kenarındaydılar. (Müşriklere âit) o kervan ise sizden daha aşağıda (sâhil tarafında)ydı. Eğer (onlarla savaşmak için) sözleşseydiniz (ve her iki taraf birbirinin gücünü bilseydi) elbette (siz korkuya kapılıp zaferden ümit keserdiniz, onlar da Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in heybetinden dehşete düşerdi de böylece) o vaad edilen vakit konusunda ihtilâf ederdiniz (görüş ayrılığına düştüğünüzde ise bu karşılaşmanız gerçekleşmezdi). Velâkin (önceden anlaşmadığınız hâlde) Allâh (Kendi dostlarına yardım ve düşmanlarını kahır husûsunda) yapılmaya değer olan mühim bir işi /(ezelde takdîr edilmesi hasebiyle vukûu kesin olduğundan) yapılmış (bitmiş mesâbesindeki) önemli bir işi/ gerçekleştirsin diye (sizi bir araya getirme sebeplerini hazırladı). Tâ ki helâk (olacak) olan kimse açık bir delil (ve mûcizeyi gördük)den sonra helâk olsun, (îmân ile mânevî) hayat bul(acak ol)an da açık bir delîl(i gördük)den sonra hayat bulsun (ve böylece Müslüman olan, kabûl ettiği dînin gerçek olduğunu hiçbir şüpheye düşmeyecek şekilde yakînen bilsin, kâfir kalan da tasdîk etmediği o İslâm dîni hak olduğu hâlde kendisinin bile bile yanlış yolu tuttuğunu îtirâf etsin). Ve şüphesiz ki Allâh elbette (her iki tarafın sözlerini hakkıyla işiten bir) Semî‘dir, (kâfirlerin kötü inançlarını ve hak ettikleri azapları da, müminlerin îtikād, niyet ve mükâfatlarını da çok iyi bilen bir) Alîm’dir.
43﴿ (Habîbim! Hatırla) bir zamânı ki; Allâh sana o (kâfirlerden Bedir’de karşına çıkacak ola)nları uykunda bir azınlık olarak gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterecek olsaydı, elbette korkuya kapılırdınız ve elbette o (savaş)(i) hakkında (görüş ayrılığına düşerek) çekişirdiniz. Velâkin Allâh (sizi çekingenlik ve muhâlefetten) selâmete çıkardı. Zîrâ şüphesiz ki O (Rabbiniz), sînelerin (barındırdığı kalplerin) sâhip olduğu şeyleri (tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen ve bu hususta herkese hak etmiş olduğu karşılığı verecek olan bir) Alîm’dir.
44﴿ (Ey Habîbim ve ashâbı!) Bir vakti de (yâd edin) ki; O (Rabbiniz), (kâfirlerle) karşılaştığınız zaman gözlerinizde onları size bir azınlık olarak gösteriyordu, sizi de onların gözlerinde iyice azaltıyordu, tâ ki Allâh yapılmaya değer olan mühim bir işi yerine getirsin /(ezelde takdîr edilmesi hasebiyle vukûu kesin olduğundan) yapılmış (bitmiş mesâbesindeki) önemli bir işi yerine getirsin/. Zâten bütün işler (hakkındaki hükümler) ancak Allâh’a döndürülecektir. (O da, her konuda dilediği şekilde hüküm verecektir.)
45﴿ Ey îmân etmiş olan o kimseler! (Sizinle savaşmak üzere hazır bulunan) bir topluluğa kavuştuğunuz zaman, (kaçmayıp) sebât edin ve (harp meydanında) Allâh’ı çokça zikred(erek: “Ey Allâh! Onları yardımsız bırak ve onların kökünü kazı” diye duâ ed)in. Tâ ki siz (iki cihanda zafere ve sevaplara nâil olup) felâha erebilesiniz.
سُورَةُ الْاَنْفَالِ
الجزء ١٠
١٨١
وَاعْلَمُٓوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿٤١
اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْۜ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِي الْم۪يعَادِۙ وَلٰكِنْ لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًاۙ لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيٰى مَنْ حَيَّ عَنْ بَيِّنَةٍۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ ﴿٤٢
اِذْ يُر۪يكَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَنَامِكَ قَل۪يلًاۜ وَلَوْ اَرٰيكَهُمْ كَث۪يرًا لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿٤٣
وَاِذْ يُر۪يكُمُوهُمْ اِذِ الْتَقَيْتُمْ ف۪ٓي اَعْيُنِكُمْ قَل۪يلًا وَيُقَلِّلُكُمْ ف۪ٓي اَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًاۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟ ﴿٤٤
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَق۪يتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ﴿٤٥
Enfâl Sûresi
181
Cuz 10
وَاعْلَمُٓوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿٤١
41﴿ Yine bilin ki; (kâfirlerden) ganîmet aldığınız (iğne-iplik dâhil) herhangi bir şeyin beşte biri hiç şüphesiz ki Allâh(ın emrettiği yola harcanmak üzere O’n)a âittir, o Rasûl’e âittir ve (soy bakımından yakınlık ve) karâbet sâhiplerine âittir, bir de yetimlere, yoksullara ve yolda (mağdur) kalmışa mahsustur. Eğer siz Allâh’a ve (Bedir’de hakla bâtılın ayrıldığı) o Furkān gününde; o iki (orduya âit) birliğin karşılaştığı gün kulumuz (Muhammed Mustafâ’y)a indirmiş olduğumuz (âyetler, meleklere fetihler ve yardımlardan ibâret) o şeylere îmân etmiş olduysanız (bu taksîme râzı olmanız gerekir). Bir de (şunu iyi bilin ki) Allâh (azınlıkları çoğunluklara gâlip etmek dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir. (Nitekim sayınızın azlığına rağmen Bedir günü sizi üç katınız olan kâfirlere gâlip etmiştir. Dolayısıyla kazandığınız ganîmetlerin ancak O’nun yardımıyla olduğunu düşünerek O’nun hükmüne râzı olun.) Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) zamânında “Humüs (ganîmetlerin beşte biri)” beş hisseye bölünür; bir hisse Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e, bir hisse onun akrabâsı olan Hâşimoğullarına ve Muttaliboğullarına, kalan üç hisse de yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara ayrılırdı. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in vefâtından sonra ise kendi hissesiyle akrabâsının hissesi sâkıt olduğundan ganîmetlerin tümü geri kalan üç zümre arasında taksîm edilir oldu. Gerçi yine Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in akrabâsına verilebilirse de bu, fakir olma şartıyla kayıtlı olduğundan zenginler dışta tutulmuştur. Âyet-i kerîmede geçen “Furkān günü”; Allâh-u Te‘âlâ’nın hakkı bâtıldan ayırdığı Bedir günüdür ki, ramazân-ı şerîfin on yedisine denk gelen cumâ günüdür. Bedir, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in katıldığı ilk muhârebe olmuştur. O gün müşriklerin başında Utbe ibnü Rabî‘a bulunmuştur. O gün ashâbın sayısı üç yüz on küsur iken, müşriklerin sayısı ise bine yakındır. Müşriklerin bozguna uğradığı bu muhârebede kâfirlerin ileri gelenlerinden yetmiş kişi öldürülmüş, yetmişi de esir alınmıştır. (el-Beyzâvî, el-Hâzin, en-Nesefî)
اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْۜ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِي الْم۪يعَادِۙ وَلٰكِنْ لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًاۙ لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيٰى مَنْ حَيَّ عَنْ بَيِّنَةٍۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ ﴿٤٢
42﴿ Bir vakti (yâd edin) ki; siz (Bedir savaşında) o vâdînin (Medîne’ye) en yakın kenarındaydınız, onlar ise o vâdînin en uzak kenarındaydılar. (Müşriklere âit) o kervan ise sizden daha aşağıda (sâhil tarafında)ydı. Eğer (onlarla savaşmak için) sözleşseydiniz (ve her iki taraf birbirinin gücünü bilseydi) elbette (siz korkuya kapılıp zaferden ümit keserdiniz, onlar da Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in heybetinden dehşete düşerdi de böylece) o vaad edilen vakit konusunda ihtilâf ederdiniz (görüş ayrılığına düştüğünüzde ise bu karşılaşmanız gerçekleşmezdi). Velâkin (önceden anlaşmadığınız hâlde) Allâh (Kendi dostlarına yardım ve düşmanlarını kahır husûsunda) yapılmaya değer olan mühim bir işi /(ezelde takdîr edilmesi hasebiyle vukûu kesin olduğundan) yapılmış (bitmiş mesâbesindeki) önemli bir işi/ gerçekleştirsin diye (sizi bir araya getirme sebeplerini hazırladı). Tâ ki helâk (olacak) olan kimse açık bir delil (ve mûcizeyi gördük)den sonra helâk olsun, (îmân ile mânevî) hayat bul(acak ol)an da açık bir delîl(i gördük)den sonra hayat bulsun (ve böylece Müslüman olan, kabûl ettiği dînin gerçek olduğunu hiçbir şüpheye düşmeyecek şekilde yakînen bilsin, kâfir kalan da tasdîk etmediği o İslâm dîni hak olduğu hâlde kendisinin bile bile yanlış yolu tuttuğunu îtirâf etsin). Ve şüphesiz ki Allâh elbette (her iki tarafın sözlerini hakkıyla işiten bir) Semî‘dir, (kâfirlerin kötü inançlarını ve hak ettikleri azapları da, müminlerin îtikād, niyet ve mükâfatlarını da çok iyi bilen bir) Alîm’dir.
اِذْ يُر۪يكَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَنَامِكَ قَل۪يلًاۜ وَلَوْ اَرٰيكَهُمْ كَث۪يرًا لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿٤٣
43﴿ (Habîbim! Hatırla) bir zamânı ki; Allâh sana o (kâfirlerden Bedir’de karşına çıkacak ola)nları uykunda bir azınlık olarak gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterecek olsaydı, elbette korkuya kapılırdınız ve elbette o (savaş)(i) hakkında (görüş ayrılığına düşerek) çekişirdiniz. Velâkin Allâh (sizi çekingenlik ve muhâlefetten) selâmete çıkardı. Zîrâ şüphesiz ki O (Rabbiniz), sînelerin (barındırdığı kalplerin) sâhip olduğu şeyleri (tüm sırları, niyet ve inançları hakkıyla bilen ve bu hususta herkese hak etmiş olduğu karşılığı verecek olan bir) Alîm’dir.
وَاِذْ يُر۪يكُمُوهُمْ اِذِ الْتَقَيْتُمْ ف۪ٓي اَعْيُنِكُمْ قَل۪يلًا وَيُقَلِّلُكُمْ ف۪ٓي اَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًاۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟ ﴿٤٤
44﴿ (Ey Habîbim ve ashâbı!) Bir vakti de (yâd edin) ki; O (Rabbiniz), (kâfirlerle) karşılaştığınız zaman gözlerinizde onları size bir azınlık olarak gösteriyordu, sizi de onların gözlerinde iyice azaltıyordu, tâ ki Allâh yapılmaya değer olan mühim bir işi yerine getirsin /(ezelde takdîr edilmesi hasebiyle vukûu kesin olduğundan) yapılmış (bitmiş mesâbesindeki) önemli bir işi yerine getirsin/. Zâten bütün işler (hakkındaki hükümler) ancak Allâh’a döndürülecektir. (O da, her konuda dilediği şekilde hüküm verecektir.)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَق۪يتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ﴿٤٥
45﴿ Ey îmân etmiş olan o kimseler! (Sizinle savaşmak üzere hazır bulunan) bir topluluğa kavuştuğunuz zaman, (kaçmayıp) sebât edin ve (harp meydanında) Allâh’ı çokça zikred(erek: “Ey Allâh! Onları yardımsız bırak ve onların kökünü kazı” diye duâ ed)in. Tâ ki siz (iki cihanda zafere ve sevaplara nâil olup) felâha erebilesiniz.