v02.01.25 Geliştirme Notları
Hûd Sûresi
231
Cuz 12
89﴿ Ey kavmim! Bana (düşmanlık ederek) karşı gelmek sakın ha; Nûh’un kavmine ya da Hûd’un kavmine veyâ Sâlih’in kavmine isâbet etmiş olan (boğulma, kasırgaya tutulma, zelzele ve sayhayla helâk edilme gibi azap dolu) şeylerin bir benzerinin size isâbet etmesini size kazandırmasın. Zâten Lût’un kavmi (ne zaman, ne de mekân olarak) sizden hiç de uzak değildir.
90﴿ Bir de siz (îmân ederek) Rabbinizden bağışlanma isteyin. Sonra da (evvelce işlemiş olduğunuz şirk koşma günahınızdan) O’na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim (tevbe edenlere karşı rahmeti pek büyük olan bir) Rahîm’dir, (dostlarını çok seven ve seven bir kişinin sevdiğine yaptığı lütuf ve ihsanları onlara revâ gören bir) Vedûd’dür.”
91﴿ (Bu kadar fesâhat ve belâğat hârikası nasîhatleri dinledikleri hâlde hiçbir etkilenme göstermeyen, fakat karşısında konuşacak bir güç de bulamayan o sapık kavim kendilerine yapılan öğütleri hafife almak ve peygamberiyle alay etmek üzere) dediler ki: “Ey Şu‘ayb! (Biz tevhîd inancının gerekliliği ve alıp satarken eksik fazla yapmanın haram oluşu gibi konularda) söylemekte olduğun şeylerden birçoğunu anlamıyoruz. Ve şüphesiz ki elbette biz seni içimizde (hiçbir şeye gücü kuvveti yetmeyen) zayıf biri olarak görüyoruz. Senin aşîretin(den hiçbir korkumuz yoksa da, bizim dînimiz üzere oldukları için nezdimizde îtibarları vardır, o da) olmasaydı elbette seni taşlayarak öldürürdük. Zâten bize göre sen hiç de değerli biri değilsin (ki, bu îtibârın seni recmetmemize mâni olsun. Bizim bunu yapmamıza mâni olan tek şey vardır ki o da, dînimizden ayrılmayıp seni bize tercih etmeyen yakınlarının hatırını saymamızdır).”
92﴿ (Şu‘ayb (Aleyhisselâm) onların bu tehdit dolu sözlerine cevâben) dedi ki: “Ey kavmim! Benim aşîretim size göre Allâh’tan daha mı değerlidir ki, (onların hatırına bana dokunmuyorsunuz da, Allâh-u Te‘âlâ’nın yüce hatırını hiç hesâba katmıyorsunuz. Böylece siz) O’nu ardınızda (bırakıp) sırt arkasına atılmış (değersiz) bir şey edindiniz (öyle mi?)! (Ama) şüphesiz ki benim Rabbim sizin yapmakta olduğunuz şeyleri (ilmiyle de, kudretiyle de çepeçevre kuşatan bir) Muhît’tır.
93﴿ Ey kavmim! Siz (kâfirlik ve bana karşı düşmanlık husûsunda) olanca gücünüz üzere çalış(ıp çabalay)ın /konumunuz(da sebât etmek) üzere çalış(ıp çabalay)ın/. Şüphesiz ben (de yolumda sebât edip, size karşı direnişte olanca gücümle) çalışıcıyım. Yakında tanıyacaksınız o kimseyi ki, kendisini rezil edecek büyük bir azap ona gelecektir ve o yalancı kimseyi de (tanıyacaksınız). Öyleyse (sizi tehdit ettiğim şeylerin gerçekleşeceği zamânı) bekleyin, şüphesiz ben (de) sizinle birlikte (bunu) gözleyiciyim.”
94﴿ Böylece (o müşriklerin azâbıyla ilgili) emrimiz(in vakti) geldiği zaman; Şu‘ayb’ı ve berâberinde îmân etmiş olan o kimseleri Bizden (kendilerine lütfedilen îmânın kazandırdığı) büyük bir rahmet sebebiyle (korktuklarından) kurtardık. Ama (şirk yüzünden kendilerine yazık ederek) zâlim olmuş o kimseleri o (Cibrîl’in) sayha(sı ve içinde tüm yıldırımları, gök gürültülerini ve korkunç sesleri barındıran o müthiş nârası) yakaladı da, bu sebeple onlar (helâke uğratılarak) yurtlarında yere yapışıp kalan (ölü) kimseler olarak sabahladılar.
95﴿ Sanki onlar oralarda hiç ikāmet etmemiş (gibi yurtlarında hareketsiz vaziyettey)diler. Âgâh olun! Semûd (kavmi tüm rahmetlerden) uzak olduğu gibi, Medyen (halkı) için de (tüm hayır ve rahmetlerden) tam bir uzaklık ile (uzaklık ve lânet olsun, çünkü onlar bunu hak ettiler)!
96﴿ Andolsun ki; muhakkak Biz (asâ, bembeyaz el, tûfân, çekirge, bit-pire, kurbağa, kan, mahsullerin ve canların noksanlaştırılması olarak sıralanan dokuz mûcizeden oluşan) âyetlerimizle birlikte, bir de (özellikle ejderhâya dönüştüğünde binlerce büyücünün ortaya koyduğu malzemeleri yutan asâ gibi) çok açık ve güçlü bir delil ile Mûsâ’yı rasûl olarak gönderdik... Bu mûcizelerin tafsîlâtı için bakınız: el-A‘râf Sûresi:133
97﴿ Firavun’a ve ulu adamlarına! Fakat onlar (Mûsâ’nın emrini terk ettiler de) Firavun’un emrine /işine/ iyice uydular. Hâlbuki Firavun’un emri/işi/ hiç de doğru ve düzgün bir şey değildi, /(güzel bir netîceyle sonuçlanmaya) hiç de elverişli bir şey değildi /(doğru yola) irşâd edici bir şey değildi/.
سُورَةُ هُودٍ
الجزء ١٢
٢٣١
وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاق۪ٓي اَنْ يُص۪يبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَع۪يدٍ ﴿٨٩
وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي رَح۪يمٌ وَدُودٌ ﴿٩٠
قَالُوا يَا شُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ۬ كَث۪يرًا مِمَّا تَقُولُ وَاِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ينَا ضَع۪يفًاۚ وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْنَا بِعَز۪يزٍ ﴿٩١
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِۜ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِيًّاۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ ﴿٩٢
وَيَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۜ سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌۜ وَارْتَقِبُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ رَق۪يبٌ ﴿٩٣
وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَاَخَذَتِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ﴿٩٤
كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَا بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟ ﴿٩٥
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ﴿٩٦
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ فِرْعَوْنَۚ وَمَٓا اَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَش۪يدٍ ﴿٩٧
Hûd Sûresi
231
Cuz 12
وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاق۪ٓي اَنْ يُص۪يبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَع۪يدٍ ﴿٨٩
89﴿ Ey kavmim! Bana (düşmanlık ederek) karşı gelmek sakın ha; Nûh’un kavmine ya da Hûd’un kavmine veyâ Sâlih’in kavmine isâbet etmiş olan (boğulma, kasırgaya tutulma, zelzele ve sayhayla helâk edilme gibi azap dolu) şeylerin bir benzerinin size isâbet etmesini size kazandırmasın. Zâten Lût’un kavmi (ne zaman, ne de mekân olarak) sizden hiç de uzak değildir.
وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي رَح۪يمٌ وَدُودٌ ﴿٩٠
90﴿ Bir de siz (îmân ederek) Rabbinizden bağışlanma isteyin. Sonra da (evvelce işlemiş olduğunuz şirk koşma günahınızdan) O’na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim (tevbe edenlere karşı rahmeti pek büyük olan bir) Rahîm’dir, (dostlarını çok seven ve seven bir kişinin sevdiğine yaptığı lütuf ve ihsanları onlara revâ gören bir) Vedûd’dür.”
قَالُوا يَا شُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ۬ كَث۪يرًا مِمَّا تَقُولُ وَاِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ينَا ضَع۪يفًاۚ وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْنَا بِعَز۪يزٍ ﴿٩١
91﴿ (Bu kadar fesâhat ve belâğat hârikası nasîhatleri dinledikleri hâlde hiçbir etkilenme göstermeyen, fakat karşısında konuşacak bir güç de bulamayan o sapık kavim kendilerine yapılan öğütleri hafife almak ve peygamberiyle alay etmek üzere) dediler ki: “Ey Şu‘ayb! (Biz tevhîd inancının gerekliliği ve alıp satarken eksik fazla yapmanın haram oluşu gibi konularda) söylemekte olduğun şeylerden birçoğunu anlamıyoruz. Ve şüphesiz ki elbette biz seni içimizde (hiçbir şeye gücü kuvveti yetmeyen) zayıf biri olarak görüyoruz. Senin aşîretin(den hiçbir korkumuz yoksa da, bizim dînimiz üzere oldukları için nezdimizde îtibarları vardır, o da) olmasaydı elbette seni taşlayarak öldürürdük. Zâten bize göre sen hiç de değerli biri değilsin (ki, bu îtibârın seni recmetmemize mâni olsun. Bizim bunu yapmamıza mâni olan tek şey vardır ki o da, dînimizden ayrılmayıp seni bize tercih etmeyen yakınlarının hatırını saymamızdır).”
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْط۪ٓي اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِۜ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَٓاءَكُمْ ظِهْرِيًّاۜ اِنَّ رَبّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ ﴿٩٢
92﴿ (Şu‘ayb (Aleyhisselâm) onların bu tehdit dolu sözlerine cevâben) dedi ki: “Ey kavmim! Benim aşîretim size göre Allâh’tan daha mı değerlidir ki, (onların hatırına bana dokunmuyorsunuz da, Allâh-u Te‘âlâ’nın yüce hatırını hiç hesâba katmıyorsunuz. Böylece siz) O’nu ardınızda (bırakıp) sırt arkasına atılmış (değersiz) bir şey edindiniz (öyle mi?)! (Ama) şüphesiz ki benim Rabbim sizin yapmakta olduğunuz şeyleri (ilmiyle de, kudretiyle de çepeçevre kuşatan bir) Muhît’tır.
وَيَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۜ سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌۜ وَارْتَقِبُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ رَق۪يبٌ ﴿٩٣
93﴿ Ey kavmim! Siz (kâfirlik ve bana karşı düşmanlık husûsunda) olanca gücünüz üzere çalış(ıp çabalay)ın /konumunuz(da sebât etmek) üzere çalış(ıp çabalay)ın/. Şüphesiz ben (de yolumda sebât edip, size karşı direnişte olanca gücümle) çalışıcıyım. Yakında tanıyacaksınız o kimseyi ki, kendisini rezil edecek büyük bir azap ona gelecektir ve o yalancı kimseyi de (tanıyacaksınız). Öyleyse (sizi tehdit ettiğim şeylerin gerçekleşeceği zamânı) bekleyin, şüphesiz ben (de) sizinle birlikte (bunu) gözleyiciyim.”
وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَاَخَذَتِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ﴿٩٤
94﴿ Böylece (o müşriklerin azâbıyla ilgili) emrimiz(in vakti) geldiği zaman; Şu‘ayb’ı ve berâberinde îmân etmiş olan o kimseleri Bizden (kendilerine lütfedilen îmânın kazandırdığı) büyük bir rahmet sebebiyle (korktuklarından) kurtardık. Ama (şirk yüzünden kendilerine yazık ederek) zâlim olmuş o kimseleri o (Cibrîl’in) sayha(sı ve içinde tüm yıldırımları, gök gürültülerini ve korkunç sesleri barındıran o müthiş nârası) yakaladı da, bu sebeple onlar (helâke uğratılarak) yurtlarında yere yapışıp kalan (ölü) kimseler olarak sabahladılar.
كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَا بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ۟ ﴿٩٥
95﴿ Sanki onlar oralarda hiç ikāmet etmemiş (gibi yurtlarında hareketsiz vaziyettey)diler. Âgâh olun! Semûd (kavmi tüm rahmetlerden) uzak olduğu gibi, Medyen (halkı) için de (tüm hayır ve rahmetlerden) tam bir uzaklık ile (uzaklık ve lânet olsun, çünkü onlar bunu hak ettiler)!
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ﴿٩٦
96﴿ Andolsun ki; muhakkak Biz (asâ, bembeyaz el, tûfân, çekirge, bit-pire, kurbağa, kan, mahsullerin ve canların noksanlaştırılması olarak sıralanan dokuz mûcizeden oluşan) âyetlerimizle birlikte, bir de (özellikle ejderhâya dönüştüğünde binlerce büyücünün ortaya koyduğu malzemeleri yutan asâ gibi) çok açık ve güçlü bir delil ile Mûsâ’yı rasûl olarak gönderdik... Bu mûcizelerin tafsîlâtı için bakınız: el-A‘râf Sûresi:133
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ فِرْعَوْنَۚ وَمَٓا اَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَش۪يدٍ ﴿٩٧
97﴿ Firavun’a ve ulu adamlarına! Fakat onlar (Mûsâ’nın emrini terk ettiler de) Firavun’un emrine /işine/ iyice uydular. Hâlbuki Firavun’un emri/işi/ hiç de doğru ve düzgün bir şey değildi, /(güzel bir netîceyle sonuçlanmaya) hiç de elverişli bir şey değildi /(doğru yola) irşâd edici bir şey değildi/.