v02.01.25 Geliştirme Notları
Enbiyâ Sûresi
322
Cuz 17
11﴿ (Halkı şirk ve) zulüm işleyici olan nice memleketi (helâk etmek üzere) şiddetli bir şekilde kırdık da, onların ardından (kendileriyle hiçbir soy bağı bulunmayan) başka başka birçok toplum meydana getirdik.
12﴿ İşte o (helâke uğratıla)nlar Bizim çetin azâbımızı görür gibi hissettikleri zaman, birdenbire onlar ayaklarıyla bineklerine vurup oradan süratle kaçıyorlar(dı).
13﴿ (O zaman azap melekleri onlara:) “Ayaklarınızla bineklere vurup süratle kaçmayın! Ama siz kendileri sebebiyle bol nîmetlerle şımartıldığınız (ve zevk aldığınız) o şeylere ve (rahatça yaşadığınız) meskenlerinize dönün. Belki de siz (sıkıntılara düşenler tarafından kendilerine) danışıl(an kimseler konumundaki eski îtibârınızı yeniden kazan)ırsınız. /(Fakirler tarafından) istekte bulunul(an kimseler ol)ursunuz./” (diyorlardı.)
14﴿ (Kaçamayacağını anlayan o kimseler:) “Ey bizim helâkimiz! (Neredesin gel! Şimdi tam senin zamânın!) Gerçekten biz (şirk koşarak kendimize yazık eden) zâlim kimseler olmuştuk” dediler.
15﴿ (Ey muhâtab!) İşte sana! Biz onları ateşi sönmüş (ölü) kimseler hâlinde biçil(erek yerle bir edil)miş bir ekine çevirinceye kadar bu (söyledikleri söz) onların yalvarış (ve yakarış)ları olarak dâim olmuştur.
16﴿ Biz gökle yeri ve ikisi arasındakileri oyuncular(ın işi gibi boş bir şey) olarak yaratmadık. (Bilakis onları, Bizim kudretimizi düşünenler için bir ibret ve kulların âhireti kazanma yurdu olsun diye halkettik. Öyleyse bunların yaratılışındaki ciddî gâyeyi göz önüne alarak sorumluluğunuzu bilin!)
17﴿ (Farz-ı muhâl) eğer Biz (eş ve çocuk gibi) bir eğlence (vesîlesi) edinmek isteseydik, elbette onu (sizin gördüklerinizden değil de) Kendi nezdimizde (bulunan hûrilerde)n edinirdik (ve onları size göstermezdik. Zîrâ kişinin hareminin kendi yanında bulunması gerektiğini siz de bilmektesiniz). Ama Biz (böyle fuzûlî işler) yapanlar değiliz!
18﴿ Doğrusu Biz o hakk (olan Kur’ân ve İslâm)ı bâtıl (olan şirkin ve şeytan)ın üzerine atarız da, o onun beynine isâbet eder ve artık o (bâtıl) derhal yok ol(arak tamâmıyla kaybol)up giden bir şeydir. (Ey kâfirler! Allâh adına) nitelemekte bulunduğunuz (eş ve çocuk gibi) şeylerden dolayı da sizin için (âhirette) şiddetli helâk (ve azap) vardır.
19﴿ Göklerde ve yerde bulunan kimseler (yaratılmak ve mülkiyet cihetinden) de sâdece O’na âittir. (Yaratanla yaratılan arasında nasıl nesep sâbit olabilir?! Malın sâhibiyle, kendi mülkü arasında soy bağı nasıl kurulabilir?! Müşrikler kibredip Allâh-u Te‘âlâ’ya ibâdetten geri dururlar) ama O’nun nezdinde (makam sâhibi) olan (değerli) kimseler (özellikle de melekler) O’na ibâdet (etmek)ten aslâ büyüklenmezler ve azıcık bile yorulmazlar.
20﴿ Onlar (hiç bıkıp usanmadan) gece (saatlerin)de ve gündüz (vakitlerin)de (dâimâ Allâh-u Te‘âlâ için tenzîh ve) tesbîhde bulunurlar. (Gaflet ederek ya da başka bir işle uğraşarak hiç) gevşeklik etmezler.
21﴿ Yoksa o (müşrik ola)nlar toprakta(ki taş ve mâdenlerde)n birtakım ilâhlar yaptılar da, onlar(ın taptığı bâtıl ilâhlar)(ölüleri) diriltecekler?!
22﴿ Eğer o (göklerin ve yerin her) ikisinde (de) Allâh’tan başka birtakım ilâhlar bulunsaydı, elbette o ikisi (de, kendilerinde yaşayan tüm varlıklar da çoktan) fesâda uğramış (ve tümden yıkılmış)tı. (Nitekim iki veyâ daha fazla kişinin yönetimi hiçbir zaman düzenli yürümez. Âlemlerde görülen düzen ise şunu açıkça ifâde etmektedir ki; ilâh ancak bir tânedir, bu nedenle de murâd ettiği düzen devâm etmektedir.) Onların nitelemekte oldukları (şirk ifâde eden) şeylerden O Arş’ın Rabbi Allâh’ı hemen tesbîh ile (tenzîh ederim)!
23﴿ O (Allâh-u Te‘âlâ), yapmakta olduğu şeylerden sorumlu tutulamaz. Onlar ise (kul oldukları için, tüm inanç ve amellerinden) sorumlu tutulacaklardır.
24﴿ Yoksa o (müşrik ola)nlar O (Allâh-u Azîmüşşâ)ndan başkasını birtakım ilâhlar hâline mi dönüştürdüler?! (Habîbim!) De ki: “(O hâlde bu hususta) delîlinizi getirin! İşte bu (Kur’ân’ın açıkladığı tevhîd inancı), benimle birlikte olan (Müslüman) kimselerin de öğüdüdür, benden önceki kimselerin (okudukları ilâhî kitapların âyetlerinin) de vaazıdır.” Doğrusu onların birçoğu o hakk (olan Kur’ân’ın açıkladıkların)ı bilmemektedirler de, onlar bu nedenle (tevhîdi kabullenmekten ve peygambere uymaktan) yüz çevir(meye devâm ed)ici kimselerdir.
سُورَةُ الْاَنْبِيَاءِ
الجزء ١٧
٣٢٢
وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اٰخَر۪ينَ ﴿١١
فَلَمَّٓا اَحَسُّوا بَأْسَنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَۜ ﴿١٢
لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُٓوا اِلٰى مَٓا اُتْرِفْتُمْ ف۪يهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ ﴿١٣
قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ﴿١٤
فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يدًا خَامِد۪ينَ ﴿١٥
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ﴿١٦
لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّاۗ اِنْ كُنَّا فَاعِل۪ينَ ﴿١٧
بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ ﴿١٨
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَۚ ﴿١٩
يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ ﴿٢٠
اَمِ اتَّخَذُٓوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ ﴿٢١
لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ﴿٢٢
لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ ﴿٢٣
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ ﴿٢٤
Enbiyâ Sûresi
322
Cuz 17
وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اٰخَر۪ينَ ﴿١١
11﴿ (Halkı şirk ve) zulüm işleyici olan nice memleketi (helâk etmek üzere) şiddetli bir şekilde kırdık da, onların ardından (kendileriyle hiçbir soy bağı bulunmayan) başka başka birçok toplum meydana getirdik.
فَلَمَّٓا اَحَسُّوا بَأْسَنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَۜ ﴿١٢
12﴿ İşte o (helâke uğratıla)nlar Bizim çetin azâbımızı görür gibi hissettikleri zaman, birdenbire onlar ayaklarıyla bineklerine vurup oradan süratle kaçıyorlar(dı).
لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُٓوا اِلٰى مَٓا اُتْرِفْتُمْ ف۪يهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ ﴿١٣
13﴿ (O zaman azap melekleri onlara:) “Ayaklarınızla bineklere vurup süratle kaçmayın! Ama siz kendileri sebebiyle bol nîmetlerle şımartıldığınız (ve zevk aldığınız) o şeylere ve (rahatça yaşadığınız) meskenlerinize dönün. Belki de siz (sıkıntılara düşenler tarafından kendilerine) danışıl(an kimseler konumundaki eski îtibârınızı yeniden kazan)ırsınız. /(Fakirler tarafından) istekte bulunul(an kimseler ol)ursunuz./” (diyorlardı.)
قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ﴿١٤
14﴿ (Kaçamayacağını anlayan o kimseler:) “Ey bizim helâkimiz! (Neredesin gel! Şimdi tam senin zamânın!) Gerçekten biz (şirk koşarak kendimize yazık eden) zâlim kimseler olmuştuk” dediler.
فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يدًا خَامِد۪ينَ ﴿١٥
15﴿ (Ey muhâtab!) İşte sana! Biz onları ateşi sönmüş (ölü) kimseler hâlinde biçil(erek yerle bir edil)miş bir ekine çevirinceye kadar bu (söyledikleri söz) onların yalvarış (ve yakarış)ları olarak dâim olmuştur.
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ ﴿١٦
16﴿ Biz gökle yeri ve ikisi arasındakileri oyuncular(ın işi gibi boş bir şey) olarak yaratmadık. (Bilakis onları, Bizim kudretimizi düşünenler için bir ibret ve kulların âhireti kazanma yurdu olsun diye halkettik. Öyleyse bunların yaratılışındaki ciddî gâyeyi göz önüne alarak sorumluluğunuzu bilin!)
لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّاۗ اِنْ كُنَّا فَاعِل۪ينَ ﴿١٧
17﴿ (Farz-ı muhâl) eğer Biz (eş ve çocuk gibi) bir eğlence (vesîlesi) edinmek isteseydik, elbette onu (sizin gördüklerinizden değil de) Kendi nezdimizde (bulunan hûrilerde)n edinirdik (ve onları size göstermezdik. Zîrâ kişinin hareminin kendi yanında bulunması gerektiğini siz de bilmektesiniz). Ama Biz (böyle fuzûlî işler) yapanlar değiliz!
بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌۜ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ ﴿١٨
18﴿ Doğrusu Biz o hakk (olan Kur’ân ve İslâm)ı bâtıl (olan şirkin ve şeytan)ın üzerine atarız da, o onun beynine isâbet eder ve artık o (bâtıl) derhal yok ol(arak tamâmıyla kaybol)up giden bir şeydir. (Ey kâfirler! Allâh adına) nitelemekte bulunduğunuz (eş ve çocuk gibi) şeylerden dolayı da sizin için (âhirette) şiddetli helâk (ve azap) vardır.
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَۚ ﴿١٩
19﴿ Göklerde ve yerde bulunan kimseler (yaratılmak ve mülkiyet cihetinden) de sâdece O’na âittir. (Yaratanla yaratılan arasında nasıl nesep sâbit olabilir?! Malın sâhibiyle, kendi mülkü arasında soy bağı nasıl kurulabilir?! Müşrikler kibredip Allâh-u Te‘âlâ’ya ibâdetten geri dururlar) ama O’nun nezdinde (makam sâhibi) olan (değerli) kimseler (özellikle de melekler) O’na ibâdet (etmek)ten aslâ büyüklenmezler ve azıcık bile yorulmazlar.
يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ ﴿٢٠
20﴿ Onlar (hiç bıkıp usanmadan) gece (saatlerin)de ve gündüz (vakitlerin)de (dâimâ Allâh-u Te‘âlâ için tenzîh ve) tesbîhde bulunurlar. (Gaflet ederek ya da başka bir işle uğraşarak hiç) gevşeklik etmezler.
اَمِ اتَّخَذُٓوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ ﴿٢١
21﴿ Yoksa o (müşrik ola)nlar toprakta(ki taş ve mâdenlerde)n birtakım ilâhlar yaptılar da, onlar(ın taptığı bâtıl ilâhlar)(ölüleri) diriltecekler?!
لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ﴿٢٢
22﴿ Eğer o (göklerin ve yerin her) ikisinde (de) Allâh’tan başka birtakım ilâhlar bulunsaydı, elbette o ikisi (de, kendilerinde yaşayan tüm varlıklar da çoktan) fesâda uğramış (ve tümden yıkılmış)tı. (Nitekim iki veyâ daha fazla kişinin yönetimi hiçbir zaman düzenli yürümez. Âlemlerde görülen düzen ise şunu açıkça ifâde etmektedir ki; ilâh ancak bir tânedir, bu nedenle de murâd ettiği düzen devâm etmektedir.) Onların nitelemekte oldukları (şirk ifâde eden) şeylerden O Arş’ın Rabbi Allâh’ı hemen tesbîh ile (tenzîh ederim)!
لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ ﴿٢٣
23﴿ O (Allâh-u Te‘âlâ), yapmakta olduğu şeylerden sorumlu tutulamaz. Onlar ise (kul oldukları için, tüm inanç ve amellerinden) sorumlu tutulacaklardır.
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۙ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ ﴿٢٤
24﴿ Yoksa o (müşrik ola)nlar O (Allâh-u Azîmüşşâ)ndan başkasını birtakım ilâhlar hâline mi dönüştürdüler?! (Habîbim!) De ki: “(O hâlde bu hususta) delîlinizi getirin! İşte bu (Kur’ân’ın açıkladığı tevhîd inancı), benimle birlikte olan (Müslüman) kimselerin de öğüdüdür, benden önceki kimselerin (okudukları ilâhî kitapların âyetlerinin) de vaazıdır.” Doğrusu onların birçoğu o hakk (olan Kur’ân’ın açıkladıkların)ı bilmemektedirler de, onlar bu nedenle (tevhîdi kabullenmekten ve peygambere uymaktan) yüz çevir(meye devâm ed)ici kimselerdir.