v02.01.25 Geliştirme Notları
Mü`minûn Sûresi
343
Cuz 18
28﴿ (Ey Nûh!) Artık sen, berâberinde bulunan kimselerle birlikte o geminin üzerine yerleştiğin zaman (Bana şükretmek üzere) de ki: ‘Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki, bizi o zâlimler toplumundan O kurtarmıştır.’
29﴿ (Ey Nûh!) Yine sen (gemiye binerken ve inerken): ‘Ey Rabbim! (Hayırlı nesillerimizin artışına sebep olacak) çok bereketli bir indirişle (tûfândan sonra) beni (karaya) indir. Zâten konaklatanların hayırlısı ancak Sensin! (Zîrâ Senden başka konuk ağırlayanlar, konuklarını Senin gibi koruyamazlar!)’ de.”
30﴿ (Habîbim!) İşte sana! Elbette bu (anlatıla)nda pek çok ve çok büyük âyetler vardır. Zâten gerçek şu ki; Biz elbette (Nûh kavmine) büyük bir belâ isâbet ettirenlerdik /Biz elbette dâimâ (kullarımızı bu gibi âyetlerle) imtihan eden(lerin muâmelesine tâbi eden)ler olduk/.
31﴿ Sonra o (Nûh kavminden helâk ola)nların ardından (Âd ve Semûd gibi) başka başka olan birtakım asırlar (halkın)ı meydana getirdik.
32﴿ Sonra onların içerisinde: “(Sâdece) Allâh’a ibâdet edin! Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! (Bunu bile bile) hâlâ (şirkten) hiç sakınmayacak mısınız?” diye (vaaz etmek üzere) elçi olarak kendi (millet)-lerinden bir rasül (olarak Hûd’u kavmine) gönderdik.
33﴿ (Nûh (Aleyhisselâm)dan sonra gönderilen Hûd ve Sâlih (Aleyhimesselâm) gibi peygamberlerin) kavmi içerisinden kendileri kâfir olmuş, âhirete (ve onda bulunan hesap ve cezâya) kavuşmayı yalanlamış ve o en alçak hayatta kendilerini nîmetlere boğmuş olduğumuz o ulu (ve îtibarlı sayılan) kimseler de (birbirlerine) dedi ki: “İşte bu kişi ancak sizin gibi bir beşerdir ki, sizin kendisinden yemekte olduğunuz şeylerden yemektedir ve içtiklerinizden içmektedir.
34﴿ Ayrıca andolsun ki; siz kendiniz gibi bir beşere (teslim olup her konuda ona) itâat ederseniz o takdirde şüphesiz ki siz elbette (kendilerini alçaltan ve görüşlerinde aldanan kimseler konumuna düşeceğiniz için, akıllarını kaybeden ve menfaatlerini göz ardı eden) hüsrâna uğrayıcı kimselersiniz.
35﴿ O size vaad ediyor mu ki, gerçekten siz öldüğünüz zaman, bir toprak ve (çürümüş) birtakım kemikler olduğunuzda; muhakkak ki siz (kabirlerinizden diri olarak) çıkartılmış kimseler(miş)siniz?!
36﴿ (Diriltilmek gibi) size vaad olunmakta olan o şey çok uzak oldu! (Bu gibi işleri kabullenmek akla) çok uzak (gelen bir iş) oldu.
37﴿ O (hayat) ancak bizim (şu anda yaşamakta olduğumuz) en yakın hayâtımızdır ki, (kimimiz) ölürüz ve (kimimiz doğup) yaşarız. Biz (ölümümüzün ardından) aslâ diriltilecek kimseler değiliz!
38﴿ O (peygamber olduğunu iddiâ eden ve Allâh-u Te‘âlâ’nın sizi dirilteceğini vaad eden kişi) ancak öyle bir adamdır ki kendisi Allâh’a karşı bir yalan uydurmuştur. Biz de aslâ ona îmân edecek kimseler değiliz.”
39﴿ O (peygamber kavmini inandırmak için her yola başvurduğu hâlde onların îmânlarından ümîdini kesince): “Ey Rabbim! Beni yalanlamış olmaları sebebiyle (onlardan intikāmımı alarak) bana yardım et” dedi.
40﴿ O (Allâh-u Te‘âlâ peygamberinin duâ ve isteğine icâbet etmek üzere): “Andolsun ki; elbette çok az (bir zaman) sonra (başlarına gelecek azâbı gördükleri vakit) pişmân olan kimseler hâline dönüşeceklerdir” buyurdu.
41﴿ Sonra o (Cibrîl (Aleyhisselâm)ın) korkunç ve güçlü ses(i) hak (ve adâletin tecellîsi) ile onları yakaladı da (bir nâra ile kalpleri çatlayarak topluca öldüler), hemen Biz onları bir sel süprüntüsüne dönüştürdük. Artık o zâlimler toplumu için (İlâhî rahmetten) tam bir uzaklık ile (uzaklık ve lânet olsun, çünkü onlar bunu hak ettiler)!
42﴿ Sonra onların (yerle bir edilmesinin) ardından (Sâlih, Lût ve Şu‘ayb (Aleyhimüsselâm)ın kavimleri gibi) başka başka birtakım asırlar (halkın)ı meydana getirdik.
سُورَةُ الْمُؤْمِنُونَ
الجزء ١٨
٣٤٣
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ﴿٢٨
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ﴿٢٩
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ ﴿٣٠
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَر۪ينَۚ ﴿٣١
فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ۟ ﴿٣٢
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ ﴿٣٣
وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ ﴿٣٤
اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ ﴿٣٥
هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ ﴿٣٦
اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ ﴿٣٧
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ ﴿٣٨
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ﴿٣٩
قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ ﴿٤٠
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَٓاءًۚ فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ﴿٤١
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اٰخَر۪ينَۜ ﴿٤٢
Mü`minûn Sûresi
343
Cuz 18
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ﴿٢٨
28﴿ (Ey Nûh!) Artık sen, berâberinde bulunan kimselerle birlikte o geminin üzerine yerleştiğin zaman (Bana şükretmek üzere) de ki: ‘Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki, bizi o zâlimler toplumundan O kurtarmıştır.’
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ﴿٢٩
29﴿ (Ey Nûh!) Yine sen (gemiye binerken ve inerken): ‘Ey Rabbim! (Hayırlı nesillerimizin artışına sebep olacak) çok bereketli bir indirişle (tûfândan sonra) beni (karaya) indir. Zâten konaklatanların hayırlısı ancak Sensin! (Zîrâ Senden başka konuk ağırlayanlar, konuklarını Senin gibi koruyamazlar!)’ de.”
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ ﴿٣٠
30﴿ (Habîbim!) İşte sana! Elbette bu (anlatıla)nda pek çok ve çok büyük âyetler vardır. Zâten gerçek şu ki; Biz elbette (Nûh kavmine) büyük bir belâ isâbet ettirenlerdik /Biz elbette dâimâ (kullarımızı bu gibi âyetlerle) imtihan eden(lerin muâmelesine tâbi eden)ler olduk/.
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَر۪ينَۚ ﴿٣١
31﴿ Sonra o (Nûh kavminden helâk ola)nların ardından (Âd ve Semûd gibi) başka başka olan birtakım asırlar (halkın)ı meydana getirdik.
فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ۟ ﴿٣٢
32﴿ Sonra onların içerisinde: “(Sâdece) Allâh’a ibâdet edin! Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! (Bunu bile bile) hâlâ (şirkten) hiç sakınmayacak mısınız?” diye (vaaz etmek üzere) elçi olarak kendi (millet)-lerinden bir rasül (olarak Hûd’u kavmine) gönderdik.
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ ﴿٣٣
33﴿ (Nûh (Aleyhisselâm)dan sonra gönderilen Hûd ve Sâlih (Aleyhimesselâm) gibi peygamberlerin) kavmi içerisinden kendileri kâfir olmuş, âhirete (ve onda bulunan hesap ve cezâya) kavuşmayı yalanlamış ve o en alçak hayatta kendilerini nîmetlere boğmuş olduğumuz o ulu (ve îtibarlı sayılan) kimseler de (birbirlerine) dedi ki: “İşte bu kişi ancak sizin gibi bir beşerdir ki, sizin kendisinden yemekte olduğunuz şeylerden yemektedir ve içtiklerinizden içmektedir.
وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ ﴿٣٤
34﴿ Ayrıca andolsun ki; siz kendiniz gibi bir beşere (teslim olup her konuda ona) itâat ederseniz o takdirde şüphesiz ki siz elbette (kendilerini alçaltan ve görüşlerinde aldanan kimseler konumuna düşeceğiniz için, akıllarını kaybeden ve menfaatlerini göz ardı eden) hüsrâna uğrayıcı kimselersiniz.
اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ ﴿٣٥
35﴿ O size vaad ediyor mu ki, gerçekten siz öldüğünüz zaman, bir toprak ve (çürümüş) birtakım kemikler olduğunuzda; muhakkak ki siz (kabirlerinizden diri olarak) çıkartılmış kimseler(miş)siniz?!
هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ ﴿٣٦
36﴿ (Diriltilmek gibi) size vaad olunmakta olan o şey çok uzak oldu! (Bu gibi işleri kabullenmek akla) çok uzak (gelen bir iş) oldu.
اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ ﴿٣٧
37﴿ O (hayat) ancak bizim (şu anda yaşamakta olduğumuz) en yakın hayâtımızdır ki, (kimimiz) ölürüz ve (kimimiz doğup) yaşarız. Biz (ölümümüzün ardından) aslâ diriltilecek kimseler değiliz!
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ ﴿٣٨
38﴿ O (peygamber olduğunu iddiâ eden ve Allâh-u Te‘âlâ’nın sizi dirilteceğini vaad eden kişi) ancak öyle bir adamdır ki kendisi Allâh’a karşı bir yalan uydurmuştur. Biz de aslâ ona îmân edecek kimseler değiliz.”
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ﴿٣٩
39﴿ O (peygamber kavmini inandırmak için her yola başvurduğu hâlde onların îmânlarından ümîdini kesince): “Ey Rabbim! Beni yalanlamış olmaları sebebiyle (onlardan intikāmımı alarak) bana yardım et” dedi.
قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ ﴿٤٠
40﴿ O (Allâh-u Te‘âlâ peygamberinin duâ ve isteğine icâbet etmek üzere): “Andolsun ki; elbette çok az (bir zaman) sonra (başlarına gelecek azâbı gördükleri vakit) pişmân olan kimseler hâline dönüşeceklerdir” buyurdu.
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَٓاءًۚ فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ﴿٤١
41﴿ Sonra o (Cibrîl (Aleyhisselâm)ın) korkunç ve güçlü ses(i) hak (ve adâletin tecellîsi) ile onları yakaladı da (bir nâra ile kalpleri çatlayarak topluca öldüler), hemen Biz onları bir sel süprüntüsüne dönüştürdük. Artık o zâlimler toplumu için (İlâhî rahmetten) tam bir uzaklık ile (uzaklık ve lânet olsun, çünkü onlar bunu hak ettiler)!
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اٰخَر۪ينَۜ ﴿٤٢
42﴿ Sonra onların (yerle bir edilmesinin) ardından (Sâlih, Lût ve Şu‘ayb (Aleyhimüsselâm)ın kavimleri gibi) başka başka birtakım asırlar (halkın)ı meydana getirdik.