v02.01.25 Geliştirme Notları
Şuarâ Sûresi
371
Cuz 19
112﴿ O (Nûh (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Onların sürekli yapar oldukları şeylerle ilgili (ve sâhip oldukları iş ve sanatlarla, kalplerinde bulunan niyetlerle alâkalı) benim bildiğim şey de nedir (ki ben onların yaptıklarından mesûl olayım, zâten bu beni ne ilgilendirir?! Ben onlardan sâdece îmân talep etmekteyim!)
113﴿ Onları hesâba çekmek ancak Rabbime âittir. (Zîrâ içlerine vâkıf olan sâdece O’dur.) Eğer şuur sâhibi olsaydınız (fakirlikleri yüzünden onları ayıplamamanız gerektiğini bilirdiniz, ama câhilliğinizden dolayı bilmediğiniz şeyleri söylüyorsunuz).
114﴿ Ama ben (sizi râzı edeceğim diye) aslâ müminleri (meclisimden) kovacak biri değilim.
115﴿ Ben ancak (fakir-zengin ayırmaksızın herkese gönderilmiş ve dâveti) çok açık olan önemli bir uyarıcıyım! (Artık açıkladığım doğru delillerle eğriyi doğruyu seçebilirsiniz!)
116﴿ Dediler ki: “Ey Nûh! Andolsun ki; eğer (bu sözlerinden) vazgeçmezsen, yemîn olsun elbette taşlana(rak öldürüle)n kimselerden olacaksın.”
117﴿ (Nûh (Aleyhisselâm) yapacağı bedduânın haklı nedenini açıklamak üzere) dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz kavmim beni yalanladılar.
118﴿ Artık benimle onlar arasında Sen tam bir hükümle (ve adâletle) karar ver; böylece beni de, berâberimde bulunan müminleri de (bunlardan) kurtar.”
119﴿ Biz de (onun bu duâsını kabûl ederek) hemen onu ve berâberinde bulunan kimseleri o (insanlar, hayvanlar ve onlara lâzım olan eşyâ ile) doldurulmuş o gemi içerisinde kurtardık.
120﴿ Sonra (müminleri kurtarmamızın) ardından, (kâfir olarak gemiden) artakalanları(n tümünü) suyla boğduk.
121﴿ (Habîbim!) İşte sana! Muhakkak ki bu (Nûh (Aleyhisselâm)ın kıssası)nda, elbette çok büyük bir âyet (ve ibret) vardır. Ama onların çoğu (ona) îmân eden kimseler olmamıştır.
122﴿ Yine de şüphesiz senin Rabbin, elbette (inkârcılardan intikam alan) Azîz de, (müminlere çok acıyıp onları kurtaran) Rahîm de ancak O’dur.
123﴿ Âd (kavmi, rasüllerini inkâr etmekle aslında Allâh tarafından) rasûl (olarak) gönderilenlerin tümünü yalanlamıştı.
124﴿ Bir zamanda (onu yalanlamışlardı) ki (soy bakımından) kardeşleri (olan) Hûd onlara demişti ki: “(Allâh’a ortak koşmaktan) hiç sakınmayacak mısınız?!
125﴿ Şüphesiz ben özellikle sizin için (Allâh tarafından gönderilmiş olan ve sözlerine) çok güvenilen bir rasûlüm!
126﴿ Artık Allâh(a isyan)dan hakkıyla sakının ve (emretmiş olduğu tevhîd inancında da, ibâdetler husûsunda da) bana itâat edin.
127﴿ Zâten bu (teblîğin ulaştırılması)na karşı ben sizden hiçbir ücret istemiyorum, benim ecrim(i vermek) ancak bütün âlemlerin Rabbine âittir.
128﴿ Yoksa siz (özellikle rasûlünüze gelen mümin ziyâretçilerle) eğlen(mek için bir araya gel)enler hâlinde (toplanıp gelip geçenlere hava atmak için) her yüksek yerde bir alâmet (gibi görkemli binâlar, kafesler, kuleler ve oyun yerleri) mi binâ ediyorsunuz?!
129﴿ Bir de siz sanki (dünyâda) ebedî kalacaksınız diye (tonlarla su barındıracak) sarnıçlar mı /muhkem kaleler mi/ yapıyorsunuz?!
130﴿ Ayrıca (cezâlandırmak istediklerinizi) şiddetle yakaladığınız zaman (acımasızca ve öfkeyle dövüp öldüren) zorba kimseler olarak kuvvetlice yakalıyorsunuz.
131﴿ Artık Allâh(a isyan)dan hakkıyla sakının ve (emretmiş olduğu tevhîd inancında da, ibâdetler husûsunda da) bana itâat edin.
132﴿ Yine siz O Zât(a isyan)dan hakkıyla sakının ki bilmekte olduğunuz (nîmet dolu bunca) şeylerle O size yardım etmiştir.
133﴿ O (Rabbiniz), birtakım davarlar ve oğullar (bağışlamak sûreti) ile size yardımda bulunmuştur.
134﴿ Çok değerli birçok bağlar ve gözeler (yaratmak sûreti) ile de (size iyilik etmiştir).
135﴿ Muhakkak ben, (sözümü tutmamanız hâlinde, dünyâda ve âhirette karşılaşacağınız) çok büyük bir günün azâbından size karşı endişelenmekteyim.”
136﴿ (Hûd (Aleyhisselâm)ın bunca nasîhatlerine rağmen kavmi) dediler ki: “Sen (bize) vaaz(u nasîhat) etmiş misin ya da vaaz edenlerden olmamışsın, bize göre eşittir (biz bildiğimizden vazgeçmeyiz)!”
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
الجزء ١٩
٣٧١
قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ﴿١١٢
اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ ﴿١١٣
وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ﴿١١٤
اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ ﴿١١٥
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ ﴿١١٦
قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ ﴿١١٧
فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١١٨
فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۚ ﴿١١٩
ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاق۪ينَۜ ﴿١٢٠
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٢١
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٢٢
كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٢٣
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٢٤
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٢٥
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٢٦
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٢٧
اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ ﴿١٢٨
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ ﴿١٢٩
وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّار۪ينَۚ ﴿١٣٠
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٣١
وَاتَّقُوا الَّذ۪ٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ ﴿١٣٢
اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ ﴿١٣٣
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ ﴿١٣٤
اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ ﴿١٣٥
قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظ۪ينَۙ ﴿١٣٦
Şuarâ Sûresi
371
Cuz 19
قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ﴿١١٢
112﴿ O (Nûh (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Onların sürekli yapar oldukları şeylerle ilgili (ve sâhip oldukları iş ve sanatlarla, kalplerinde bulunan niyetlerle alâkalı) benim bildiğim şey de nedir (ki ben onların yaptıklarından mesûl olayım, zâten bu beni ne ilgilendirir?! Ben onlardan sâdece îmân talep etmekteyim!)
اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ ﴿١١٣
113﴿ Onları hesâba çekmek ancak Rabbime âittir. (Zîrâ içlerine vâkıf olan sâdece O’dur.) Eğer şuur sâhibi olsaydınız (fakirlikleri yüzünden onları ayıplamamanız gerektiğini bilirdiniz, ama câhilliğinizden dolayı bilmediğiniz şeyleri söylüyorsunuz).
وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ﴿١١٤
114﴿ Ama ben (sizi râzı edeceğim diye) aslâ müminleri (meclisimden) kovacak biri değilim.
اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ ﴿١١٥
115﴿ Ben ancak (fakir-zengin ayırmaksızın herkese gönderilmiş ve dâveti) çok açık olan önemli bir uyarıcıyım! (Artık açıkladığım doğru delillerle eğriyi doğruyu seçebilirsiniz!)
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ ﴿١١٦
116﴿ Dediler ki: “Ey Nûh! Andolsun ki; eğer (bu sözlerinden) vazgeçmezsen, yemîn olsun elbette taşlana(rak öldürüle)n kimselerden olacaksın.”
قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ ﴿١١٧
117﴿ (Nûh (Aleyhisselâm) yapacağı bedduânın haklı nedenini açıklamak üzere) dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz kavmim beni yalanladılar.
فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١١٨
118﴿ Artık benimle onlar arasında Sen tam bir hükümle (ve adâletle) karar ver; böylece beni de, berâberimde bulunan müminleri de (bunlardan) kurtar.”
فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۚ ﴿١١٩
119﴿ Biz de (onun bu duâsını kabûl ederek) hemen onu ve berâberinde bulunan kimseleri o (insanlar, hayvanlar ve onlara lâzım olan eşyâ ile) doldurulmuş o gemi içerisinde kurtardık.
ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاق۪ينَۜ ﴿١٢٠
120﴿ Sonra (müminleri kurtarmamızın) ardından, (kâfir olarak gemiden) artakalanları(n tümünü) suyla boğduk.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٢١
121﴿ (Habîbim!) İşte sana! Muhakkak ki bu (Nûh (Aleyhisselâm)ın kıssası)nda, elbette çok büyük bir âyet (ve ibret) vardır. Ama onların çoğu (ona) îmân eden kimseler olmamıştır.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٢٢
122﴿ Yine de şüphesiz senin Rabbin, elbette (inkârcılardan intikam alan) Azîz de, (müminlere çok acıyıp onları kurtaran) Rahîm de ancak O’dur.
كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٢٣
123﴿ Âd (kavmi, rasüllerini inkâr etmekle aslında Allâh tarafından) rasûl (olarak) gönderilenlerin tümünü yalanlamıştı.
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٢٤
124﴿ Bir zamanda (onu yalanlamışlardı) ki (soy bakımından) kardeşleri (olan) Hûd onlara demişti ki: “(Allâh’a ortak koşmaktan) hiç sakınmayacak mısınız?!
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٢٥
125﴿ Şüphesiz ben özellikle sizin için (Allâh tarafından gönderilmiş olan ve sözlerine) çok güvenilen bir rasûlüm!
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٢٦
126﴿ Artık Allâh(a isyan)dan hakkıyla sakının ve (emretmiş olduğu tevhîd inancında da, ibâdetler husûsunda da) bana itâat edin.
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٢٧
127﴿ Zâten bu (teblîğin ulaştırılması)na karşı ben sizden hiçbir ücret istemiyorum, benim ecrim(i vermek) ancak bütün âlemlerin Rabbine âittir.
اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ ﴿١٢٨
128﴿ Yoksa siz (özellikle rasûlünüze gelen mümin ziyâretçilerle) eğlen(mek için bir araya gel)enler hâlinde (toplanıp gelip geçenlere hava atmak için) her yüksek yerde bir alâmet (gibi görkemli binâlar, kafesler, kuleler ve oyun yerleri) mi binâ ediyorsunuz?!
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ ﴿١٢٩
129﴿ Bir de siz sanki (dünyâda) ebedî kalacaksınız diye (tonlarla su barındıracak) sarnıçlar mı /muhkem kaleler mi/ yapıyorsunuz?!
وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّار۪ينَۚ ﴿١٣٠
130﴿ Ayrıca (cezâlandırmak istediklerinizi) şiddetle yakaladığınız zaman (acımasızca ve öfkeyle dövüp öldüren) zorba kimseler olarak kuvvetlice yakalıyorsunuz.
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٣١
131﴿ Artık Allâh(a isyan)dan hakkıyla sakının ve (emretmiş olduğu tevhîd inancında da, ibâdetler husûsunda da) bana itâat edin.
وَاتَّقُوا الَّذ۪ٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ ﴿١٣٢
132﴿ Yine siz O Zât(a isyan)dan hakkıyla sakının ki bilmekte olduğunuz (nîmet dolu bunca) şeylerle O size yardım etmiştir.
اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ ﴿١٣٣
133﴿ O (Rabbiniz), birtakım davarlar ve oğullar (bağışlamak sûreti) ile size yardımda bulunmuştur.
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ ﴿١٣٤
134﴿ Çok değerli birçok bağlar ve gözeler (yaratmak sûreti) ile de (size iyilik etmiştir).
اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ ﴿١٣٥
135﴿ Muhakkak ben, (sözümü tutmamanız hâlinde, dünyâda ve âhirette karşılaşacağınız) çok büyük bir günün azâbından size karşı endişelenmekteyim.”
قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظ۪ينَۙ ﴿١٣٦
136﴿ (Hûd (Aleyhisselâm)ın bunca nasîhatlerine rağmen kavmi) dediler ki: “Sen (bize) vaaz(u nasîhat) etmiş misin ya da vaaz edenlerden olmamışsın, bize göre eşittir (biz bildiğimizden vazgeçmeyiz)!”