v02.01.25 Geliştirme Notları
Sebe` Sûresi
431
Cuz 22
32﴿ Kendileri(ni beğenip fakirlere karşı) büyüklük taslamış olan o kimseler, kendileri (hakîr görülerek) zayıf tutulmuş olan o kişilere (cevâben) dedi ki: “(Îmân etmeniz gereken şeylerin bilgisi) size gel(ip siz de ona meylet)dikten sonra, o hidâyet(e göre hareket etmek)ten biz mi sizi engelledik?! Doğrusu siz(in kendiniz körü körüne taklitçiliği hidâyete uymaya tercih eden) suçlu kimselerdiniz!”
33﴿ Kendileri (hakîr görülerek) zayıf görülmüş olan o kimseler ise, kendileri(ni beğenerek) büyüklük taslamış olan o kişilere (karşı) dedi ki: “Doğrusu (bizi hidâyetten engelleyen kendi suçumuz değildi, bilakis) gece ve gündüz(ler)deki hîle (ve tuzaklarınızla şirki süslü gösterecek faaliyetlerde bulunmanız bizi yoldan çıkardı) ki; hani siz sürekli bize Allâh’ı inkâr etmemizi ve O’na eşler tanımamızı emrediyordunuz.” Böylece onlar o (korkunç) azâbı gördükleri zaman (dehşete kapılarak ne yapacaklarını şaşırdılar da) pişmanlığı (ve onun netîcesi olarak ağlayıp el ısırmayı açıkça yapma imkânı bulamayınca gam ve kederlerini içlerinde) gizlediler (ve için için yandılar). Böylece Biz (onlara hiç acımayarak) kâfir olmuş o (kibirli) kimselerin boyunlarına o (ateşten) bukağıları taktık. Zâten (kıyâmet günü) onlar (dünyâdayken) sürekli yapar oldukları (kâfirlik ve günahlar gibi kötü) şey(lerin kazandıracağı azap ve işkence)den başkasıyla cezâlandırılmayacaklar.
34﴿ Biz herhangi bir kasaba içerisinde bir uyarıcıyı rasûl göndermişsek, mutlaka oranın bolluk verilen kimseleri: “Gerçekten biz, sizin kendisi(ni teblîğ vazîfesi) ile gönderilmiş olduğunuz şeyleri inkâr edici kimseleriz” dedi(ler).
35﴿ Yine (o kodaman kâfirler fakir müminlere) dediler ki: “Mallar ve çocuklar bakımından biz (sizden) daha fazlayız. (Bu nedenle) biz aslâ azap edilecek kimseler değiliz.”
36﴿ (Rasûlüm!) De ki: “Şüphesiz benim Rabbim (üstün hikmetine göre) murâd eder olduğu kimseler için rızkı genişletir ve (kimi hakkında da) daraltır. Velâkin insanların ekseriyeti (bu gerçeği) bilmezler (de, bu yüzden Allâh indindeki üstünlük ve düşüklük ölçüsünün zenginlik ve fakirlik olduğunu sanırlar).”
37﴿ (Ey insanlar!) Mallarınız aslâ sizi Bizim nezdimizde (mevcut olan îtibâr ve derecelere) tam bir yaklaştırmayla yakınlaştıracak şeyler değildir, çocuklarınız(ın çokluğu) da (sizi yüceltici bir şey) olamaz! Lâkin îmân (şartlarına şüphesiz bir şekilde îtikād) etmiş olan ve sâlih ameller işlemiş bulunan kimseler müstesnâ. (Nitekim malını hayır yolunda harcayıp, evlâdını İslâm üzere yetiştiren kimseler malından da çocuğundan da fayda görecektir.) (Habîbim!) Artık işte sana! O (îmân edip sâlih amel işlemiş ola)nlar (var ya); yapmış oldukları (güzel) şeyler sebebiyle katlanmış mükâfat sâdece onlara âittir. Üstelik onlar o (cennetteki yüksek ve değerli) konaklar içerisinde (her türlü korkulardan güven içerisinde bulunan) emîn kimselerdir.
38﴿ Ama o kimseler ki Bizim âyetlerimiz(e “Şiir”, “Büyü” ve “Evvelkilerin masalları” gibi uygunsuz vasıflar yakıştırıp, müminlerin olanca açıklama gayretlerine karşılık onları iptal) hakkında birbirini acze düşürme yarışına girmiş kimseler olarak sürekli koşturuyorlar (ve Bizden kurtulacaklarını sanıyorlar); (Habîbim) işte sana! Onlar (var ya); o (dayanılmaz cehennem) azâb(ı) içerisinde (sürekli kalmak üzere) hâzır bulundurulmuş kimselerdir.
39﴿ (Habîbim!) De ki: “Gerçekten benim Rabbim (istediği zaman) kullarından murâd ettiği kimse için rızkı genişletir ve o(nlardan murâd ettiği) kimse için (rızkını) daraltır. Ama (Allâh yolunda harcamak üzere küçük-büyük demeden) herhangi bir şeyi infâk ederseniz artık O (Allâh-u Te‘âlâ) onun yerine (kat kat fazlasıyla) bedelini verir. Zâten ancak O, rızık veren (ve geçim temin eden)lerin hayırlısıdır. (Zîrâ kullar ancak rızkın ulaşmasına sebep olabilirler, tüm rızıkları yaratan ise sâdece Allâh’tır.)” Tefsîrlerde zikredildiğine göre; emrindekileri yediren bir pâdişah yâhut işçilerini geçindiren bir zengin veyâ çoluk çocuğuna rızık getiren bir ev reisi ancak Allâh-u Te‘âlâ’nın yarattığı rızıklarla onları geçindirmektedir, bu nedenle de onların rızık vermeleri sebebiyetten öte geçemez. Zîrâ Allâh-u Te‘âlâ bâzılarına göndereceği rızıkları diğer bir kısmın elleriyle ulaştırmaktadır. Dolayısıyla rızıkları da, rızıklandırılanların o rızıklarla faydalanmaları için gerekli sebepleri de yaratan gerçek rızık verici ancak Allâh-u Te‘âlâ’dır.
سُورَةُ سَبَأٍ
الجزء ٢٢
٤٣١
قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُٓوا اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَٓاءَكُمْ بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِم۪ينَ ﴿٣٢
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَأْمُرُونَنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَادًاۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٣٣
وَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ﴿٣٤
وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًاۙ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ ﴿٣٥
قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ﴿٣٦
وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًاۘ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ ﴿٣٧
وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ﴿٣٨
قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ﴿٣٩
Sebe` Sûresi
431
Cuz 22
قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُٓوا اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَٓاءَكُمْ بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِم۪ينَ ﴿٣٢
32﴿ Kendileri(ni beğenip fakirlere karşı) büyüklük taslamış olan o kimseler, kendileri (hakîr görülerek) zayıf tutulmuş olan o kişilere (cevâben) dedi ki: “(Îmân etmeniz gereken şeylerin bilgisi) size gel(ip siz de ona meylet)dikten sonra, o hidâyet(e göre hareket etmek)ten biz mi sizi engelledik?! Doğrusu siz(in kendiniz körü körüne taklitçiliği hidâyete uymaya tercih eden) suçlu kimselerdiniz!”
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَأْمُرُونَنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَادًاۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٣٣
33﴿ Kendileri (hakîr görülerek) zayıf görülmüş olan o kimseler ise, kendileri(ni beğenerek) büyüklük taslamış olan o kişilere (karşı) dedi ki: “Doğrusu (bizi hidâyetten engelleyen kendi suçumuz değildi, bilakis) gece ve gündüz(ler)deki hîle (ve tuzaklarınızla şirki süslü gösterecek faaliyetlerde bulunmanız bizi yoldan çıkardı) ki; hani siz sürekli bize Allâh’ı inkâr etmemizi ve O’na eşler tanımamızı emrediyordunuz.” Böylece onlar o (korkunç) azâbı gördükleri zaman (dehşete kapılarak ne yapacaklarını şaşırdılar da) pişmanlığı (ve onun netîcesi olarak ağlayıp el ısırmayı açıkça yapma imkânı bulamayınca gam ve kederlerini içlerinde) gizlediler (ve için için yandılar). Böylece Biz (onlara hiç acımayarak) kâfir olmuş o (kibirli) kimselerin boyunlarına o (ateşten) bukağıları taktık. Zâten (kıyâmet günü) onlar (dünyâdayken) sürekli yapar oldukları (kâfirlik ve günahlar gibi kötü) şey(lerin kazandıracağı azap ve işkence)den başkasıyla cezâlandırılmayacaklar.
وَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ﴿٣٤
34﴿ Biz herhangi bir kasaba içerisinde bir uyarıcıyı rasûl göndermişsek, mutlaka oranın bolluk verilen kimseleri: “Gerçekten biz, sizin kendisi(ni teblîğ vazîfesi) ile gönderilmiş olduğunuz şeyleri inkâr edici kimseleriz” dedi(ler).
وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًاۙ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ ﴿٣٥
35﴿ Yine (o kodaman kâfirler fakir müminlere) dediler ki: “Mallar ve çocuklar bakımından biz (sizden) daha fazlayız. (Bu nedenle) biz aslâ azap edilecek kimseler değiliz.”
قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ﴿٣٦
36﴿ (Rasûlüm!) De ki: “Şüphesiz benim Rabbim (üstün hikmetine göre) murâd eder olduğu kimseler için rızkı genişletir ve (kimi hakkında da) daraltır. Velâkin insanların ekseriyeti (bu gerçeği) bilmezler (de, bu yüzden Allâh indindeki üstünlük ve düşüklük ölçüsünün zenginlik ve fakirlik olduğunu sanırlar).”
وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًاۘ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَزَٓاءُ الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ اٰمِنُونَ ﴿٣٧
37﴿ (Ey insanlar!) Mallarınız aslâ sizi Bizim nezdimizde (mevcut olan îtibâr ve derecelere) tam bir yaklaştırmayla yakınlaştıracak şeyler değildir, çocuklarınız(ın çokluğu) da (sizi yüceltici bir şey) olamaz! Lâkin îmân (şartlarına şüphesiz bir şekilde îtikād) etmiş olan ve sâlih ameller işlemiş bulunan kimseler müstesnâ. (Nitekim malını hayır yolunda harcayıp, evlâdını İslâm üzere yetiştiren kimseler malından da çocuğundan da fayda görecektir.) (Habîbim!) Artık işte sana! O (îmân edip sâlih amel işlemiş ola)nlar (var ya); yapmış oldukları (güzel) şeyler sebebiyle katlanmış mükâfat sâdece onlara âittir. Üstelik onlar o (cennetteki yüksek ve değerli) konaklar içerisinde (her türlü korkulardan güven içerisinde bulunan) emîn kimselerdir.
وَالَّذ۪ينَ يَسْعَوْنَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ﴿٣٨
38﴿ Ama o kimseler ki Bizim âyetlerimiz(e “Şiir”, “Büyü” ve “Evvelkilerin masalları” gibi uygunsuz vasıflar yakıştırıp, müminlerin olanca açıklama gayretlerine karşılık onları iptal) hakkında birbirini acze düşürme yarışına girmiş kimseler olarak sürekli koşturuyorlar (ve Bizden kurtulacaklarını sanıyorlar); (Habîbim) işte sana! Onlar (var ya); o (dayanılmaz cehennem) azâb(ı) içerisinde (sürekli kalmak üzere) hâzır bulundurulmuş kimselerdir.
قُلْ اِنَّ رَبّ۪ي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ﴿٣٩
39﴿ (Habîbim!) De ki: “Gerçekten benim Rabbim (istediği zaman) kullarından murâd ettiği kimse için rızkı genişletir ve o(nlardan murâd ettiği) kimse için (rızkını) daraltır. Ama (Allâh yolunda harcamak üzere küçük-büyük demeden) herhangi bir şeyi infâk ederseniz artık O (Allâh-u Te‘âlâ) onun yerine (kat kat fazlasıyla) bedelini verir. Zâten ancak O, rızık veren (ve geçim temin eden)lerin hayırlısıdır. (Zîrâ kullar ancak rızkın ulaşmasına sebep olabilirler, tüm rızıkları yaratan ise sâdece Allâh’tır.)” Tefsîrlerde zikredildiğine göre; emrindekileri yediren bir pâdişah yâhut işçilerini geçindiren bir zengin veyâ çoluk çocuğuna rızık getiren bir ev reisi ancak Allâh-u Te‘âlâ’nın yarattığı rızıklarla onları geçindirmektedir, bu nedenle de onların rızık vermeleri sebebiyetten öte geçemez. Zîrâ Allâh-u Te‘âlâ bâzılarına göndereceği rızıkları diğer bir kısmın elleriyle ulaştırmaktadır. Dolayısıyla rızıkları da, rızıklandırılanların o rızıklarla faydalanmaları için gerekli sebepleri de yaratan gerçek rızık verici ancak Allâh-u Te‘âlâ’dır.