v02.01.25 Geliştirme Notları
Sâffât Sûresi
449
Cuz 23
103﴿ Ne zaman ki o ikisi (Allâh-u Te‘âlâ’nın hükmüne) tamâmen teslim oldular da, o onu alın(ının bir yanı) üzere (yere) yıktı.
104﴿ Biz de ona şöyle nidâ ettik: “Ey İbrâhîm!
105﴿ Muhakkak sen o rüyâyı gerçekleştirdin.” (İşte o zaman Biz onlara ziyâde sevap verdik. Habîbim!) İşte sana! Şüphesiz Biz (İbrâhîm ve İsmâ‘îl (Aleyhimesselâm) gibi) güzel amelde bulunan kimseleri ancak böyle (mükemmel bir karşılık ile) mükâfatlandırırız.
106﴿ Gerçekten işte bu (oğlunu kesme imtihanı, zorluğu) çok açık (olup samîmi teslim olanla, ihlâssız kişiyi ayırt edecek) bir imtihanın elbette ta kendisidir.
107﴿ Ayrıca Biz o(nun oğlu)na fidye (ve bedel) olarak (kurban edilmesi için) çok büyük (değere ve cüsseye sâhip olan) bir kurbanlık (koç) verdik.
108﴿ Bir de geri kalan (insan)lar içinde onun üzerine (güzel övgüler) bıraktık.
109﴿ İbrâhîm’in üzerine selâm (ve selâmet nâzil) olsun.
110﴿ (Habîbim!) İşte sana! (İbrâhîm kulumuz gibi) güzel amel işleyen kimseleri (iyiliklerine karşılık) ancak böyle (mükemmel bir karşılık ile) mükâfatlandırırız.
111﴿ Çünkü şüphesiz o (İbrâhîm kulumuz gerçek mânâda) îmân eden kullarımızdandı.
112﴿ Ayrıca Biz onu sâlih kimselerden olan bir nebî olarak (gönderilecek) İshâk (adında başka bir oğul) ile müjdeledik.
113﴿ Yine Biz ona ve (oğlu) İshâk’a (dînî ve dünyevî) bereket(ler) verdik. Ama ikisinin zürriyetinden; (îmân ve itâat ederek) güzel amel işleyen de, (inkâr ve isyân ederek) nefsine açıkça zulmeden de vardır. Burada zikredilen bereket netîcesidir ki; İbrâhîm ve İshâk (Aleyhimesselâm)ın nesli çoğalmış ve ilki Ya‘kûb, sonuncusu Îsâ (Aleyhimesselâm) olmak üzere sayıları on binlerle ifâde edilen Benîisrâîl’in tüm peygamberleri onların zürriyetinden gönderilmiştir. Ayrıca oğlu İsmâ‘îl (Aleyhisselâm)ın neslinden gelen Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in ve kıyâmete kadar gelecek Ehl-i Beyt’in soyca İbrâhîm (Aleyhisselâm)a intisâbı, burada geçen “Mübârek kılınma” ifâdesinin bir tezâhürüdür, zîrâ bu ifâde bereket ve bolluk mânâsını ifâde etmektedir. Yine bu bereketli kılınışın bir netîcesi olarak; kıyâmete kadar gelecek Müslümanlar teşehhüd duâlarında İbrâhîm (Aleyhisselâm)ı ve âlini bereket duâsıyla yâd etmektedirler.
114﴿ Andolsun ki; elbette Biz Mûsâ ve Hârûn’a gerçekten (dünyevî ve uhrevî pek çok) lütuf(lar)da bulunmuştuk.
115﴿ Yine Biz o ikisini de, kavimlerini de (Firavun ve hânedânının köleliğinden ve başlarına gelen boğulma felâketi gibi) o çok büyük sıkıntı(lar)dan kurtarmıştık.
116﴿ Böylece Biz onlara yardım etmiştik de bu sebeple sâdece onlar (zayıf kimseler oldukları hâlde, Firavun hânedânına) gâlip gelenlerin ta kendileri olmuştular.
117﴿ Açıklaması son derece belirgin olan o (Tevrât) Kitâb’ı(nı) da o ikisine vermiştik.
118﴿ Bir de o ikisini (hakka ulaştıran) o dosdoğru yola hidâyet etmiştik.
119﴿ Ayrıca geri kalan (insan)lar içinde o ikisi üzerine (güzel övgüler) bıraktık.
120﴿ Mûsâ ve Hârûn’a da (tarafımızdan) selâm (ve selâmet nâzil) olsun!
121﴿ (Habîbim!) İşte sana! Şüphesiz Biz (Mûsâ ve Hârûn (Aleyhimesselâm) gibi) güzel amelde bulunanları ancak böyle mükâfatlandırırız.
122﴿ Çünkü şüphesiz o ikisi, Bizim (gerçek mânâda) îmân eden kullarımızdandı.
123﴿ Muhakkak İlyâs da elbette rasûl gönderilmişlerdendir.
124﴿ (Habîbim! Yine anlat) o vakti ki; o (İlyâs (Aleyhisselâm)), (putperest) kavmine demişti ki: “(Allâh’a ortak koşmaktan) hiç sakınmayacak mısınız?!
125﴿ Ba‘l (adındaki altın heykel)e (ilâh diye) tapıyorsunuz da, şekil verenlerin en güzeli (olan Rabbi)ni(zi) bırakıyor musunuz?!
126﴿ Sizin de Rabbiniz, evvelki babalarınızın da Rabbi olan Allah’ı(n ibâdetini nasıl oluyor da böyle âciz bir puta değişebiliyorsunuz)?!” Tefsirlerde zikredildiğine göre; Hızkîl (Aleyhisselâm)dan sonra yoldan çıkan İsrâîloğullarına Allâh-u Te‘âlâ, İlyâs (Aleyhisselâm)ı peygamber olarak göndermişti. Şâm fethinden sonra Yûşa‘ (Aleyhisselâm) tarafından o topraklara yerleştirilen İsrâîloğullarının bir soyu, şu anda Lübnân’da bulunan Ba‘lebek şehri ve çevresini mesken edinmişlerdi. Zamânın hükümdârı altından bir put yaptırmıştı ki; dört tâne yüzü bulunan yirmi arşın uzunluğundaki bu putun ismi Ba‘l idi. Şeytan bunun içine girip konuşarak sapık hükümler ortaya atar, kendilerine sanki peygambermiş gibi saygı gösterilen dört yüz bakıcısı da bu saçmalıkları belleyip insanlara ulaştırırlardı. (en-Nesefî; el-Hâzin)
سُورَةُ الصَّاۤفَّاتِ
الجزء ٢٣
٤٤٩
فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ ﴿١٠٣
وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ ﴿١٠٤
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿١٠٥
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ ﴿١٠٦
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ ﴿١٠٧
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ﴿١٠٨
سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ ﴿١٠٩
كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿١١٠
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١١١
وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿١١٢
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟ ﴿١١٣
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ ﴿١١٤
وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿١١٥
وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ ﴿١١٦
وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ ﴿١١٧
وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ ﴿١١٨
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ ﴿١١٩
سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ ﴿١٢٠
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿١٢١
اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١٢٢
وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ﴿١٢٣
اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ ﴿١٢٤
اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ ﴿١٢٥
اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿١٢٦
Sâffât Sûresi
449
Cuz 23
فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ ﴿١٠٣
103﴿ Ne zaman ki o ikisi (Allâh-u Te‘âlâ’nın hükmüne) tamâmen teslim oldular da, o onu alın(ının bir yanı) üzere (yere) yıktı.
وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ ﴿١٠٤
104﴿ Biz de ona şöyle nidâ ettik: “Ey İbrâhîm!
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿١٠٥
105﴿ Muhakkak sen o rüyâyı gerçekleştirdin.” (İşte o zaman Biz onlara ziyâde sevap verdik. Habîbim!) İşte sana! Şüphesiz Biz (İbrâhîm ve İsmâ‘îl (Aleyhimesselâm) gibi) güzel amelde bulunan kimseleri ancak böyle (mükemmel bir karşılık ile) mükâfatlandırırız.
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ ﴿١٠٦
106﴿ Gerçekten işte bu (oğlunu kesme imtihanı, zorluğu) çok açık (olup samîmi teslim olanla, ihlâssız kişiyi ayırt edecek) bir imtihanın elbette ta kendisidir.
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ ﴿١٠٧
107﴿ Ayrıca Biz o(nun oğlu)na fidye (ve bedel) olarak (kurban edilmesi için) çok büyük (değere ve cüsseye sâhip olan) bir kurbanlık (koç) verdik.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ﴿١٠٨
108﴿ Bir de geri kalan (insan)lar içinde onun üzerine (güzel övgüler) bıraktık.
سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ ﴿١٠٩
109﴿ İbrâhîm’in üzerine selâm (ve selâmet nâzil) olsun.
كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿١١٠
110﴿ (Habîbim!) İşte sana! (İbrâhîm kulumuz gibi) güzel amel işleyen kimseleri (iyiliklerine karşılık) ancak böyle (mükemmel bir karşılık ile) mükâfatlandırırız.
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١١١
111﴿ Çünkü şüphesiz o (İbrâhîm kulumuz gerçek mânâda) îmân eden kullarımızdandı.
وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿١١٢
112﴿ Ayrıca Biz onu sâlih kimselerden olan bir nebî olarak (gönderilecek) İshâk (adında başka bir oğul) ile müjdeledik.
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟ ﴿١١٣
113﴿ Yine Biz ona ve (oğlu) İshâk’a (dînî ve dünyevî) bereket(ler) verdik. Ama ikisinin zürriyetinden; (îmân ve itâat ederek) güzel amel işleyen de, (inkâr ve isyân ederek) nefsine açıkça zulmeden de vardır. Burada zikredilen bereket netîcesidir ki; İbrâhîm ve İshâk (Aleyhimesselâm)ın nesli çoğalmış ve ilki Ya‘kûb, sonuncusu Îsâ (Aleyhimesselâm) olmak üzere sayıları on binlerle ifâde edilen Benîisrâîl’in tüm peygamberleri onların zürriyetinden gönderilmiştir. Ayrıca oğlu İsmâ‘îl (Aleyhisselâm)ın neslinden gelen Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in ve kıyâmete kadar gelecek Ehl-i Beyt’in soyca İbrâhîm (Aleyhisselâm)a intisâbı, burada geçen “Mübârek kılınma” ifâdesinin bir tezâhürüdür, zîrâ bu ifâde bereket ve bolluk mânâsını ifâde etmektedir. Yine bu bereketli kılınışın bir netîcesi olarak; kıyâmete kadar gelecek Müslümanlar teşehhüd duâlarında İbrâhîm (Aleyhisselâm)ı ve âlini bereket duâsıyla yâd etmektedirler.
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ ﴿١١٤
114﴿ Andolsun ki; elbette Biz Mûsâ ve Hârûn’a gerçekten (dünyevî ve uhrevî pek çok) lütuf(lar)da bulunmuştuk.
وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿١١٥
115﴿ Yine Biz o ikisini de, kavimlerini de (Firavun ve hânedânının köleliğinden ve başlarına gelen boğulma felâketi gibi) o çok büyük sıkıntı(lar)dan kurtarmıştık.
وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ ﴿١١٦
116﴿ Böylece Biz onlara yardım etmiştik de bu sebeple sâdece onlar (zayıf kimseler oldukları hâlde, Firavun hânedânına) gâlip gelenlerin ta kendileri olmuştular.
وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ ﴿١١٧
117﴿ Açıklaması son derece belirgin olan o (Tevrât) Kitâb’ı(nı) da o ikisine vermiştik.
وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ ﴿١١٨
118﴿ Bir de o ikisini (hakka ulaştıran) o dosdoğru yola hidâyet etmiştik.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ ﴿١١٩
119﴿ Ayrıca geri kalan (insan)lar içinde o ikisi üzerine (güzel övgüler) bıraktık.
سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ ﴿١٢٠
120﴿ Mûsâ ve Hârûn’a da (tarafımızdan) selâm (ve selâmet nâzil) olsun!
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿١٢١
121﴿ (Habîbim!) İşte sana! Şüphesiz Biz (Mûsâ ve Hârûn (Aleyhimesselâm) gibi) güzel amelde bulunanları ancak böyle mükâfatlandırırız.
اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١٢٢
122﴿ Çünkü şüphesiz o ikisi, Bizim (gerçek mânâda) îmân eden kullarımızdandı.
وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ﴿١٢٣
123﴿ Muhakkak İlyâs da elbette rasûl gönderilmişlerdendir.
اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ ﴿١٢٤
124﴿ (Habîbim! Yine anlat) o vakti ki; o (İlyâs (Aleyhisselâm)), (putperest) kavmine demişti ki: “(Allâh’a ortak koşmaktan) hiç sakınmayacak mısınız?!
اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ ﴿١٢٥
125﴿ Ba‘l (adındaki altın heykel)e (ilâh diye) tapıyorsunuz da, şekil verenlerin en güzeli (olan Rabbi)ni(zi) bırakıyor musunuz?!
اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿١٢٦
126﴿ Sizin de Rabbiniz, evvelki babalarınızın da Rabbi olan Allah’ı(n ibâdetini nasıl oluyor da böyle âciz bir puta değişebiliyorsunuz)?!” Tefsirlerde zikredildiğine göre; Hızkîl (Aleyhisselâm)dan sonra yoldan çıkan İsrâîloğullarına Allâh-u Te‘âlâ, İlyâs (Aleyhisselâm)ı peygamber olarak göndermişti. Şâm fethinden sonra Yûşa‘ (Aleyhisselâm) tarafından o topraklara yerleştirilen İsrâîloğullarının bir soyu, şu anda Lübnân’da bulunan Ba‘lebek şehri ve çevresini mesken edinmişlerdi. Zamânın hükümdârı altından bir put yaptırmıştı ki; dört tâne yüzü bulunan yirmi arşın uzunluğundaki bu putun ismi Ba‘l idi. Şeytan bunun içine girip konuşarak sapık hükümler ortaya atar, kendilerine sanki peygambermiş gibi saygı gösterilen dört yüz bakıcısı da bu saçmalıkları belleyip insanlara ulaştırırlardı. (en-Nesefî; el-Hâzin)