v02.01.25 Geliştirme Notları
Zümer Sûresi
461
Cuz 24
32﴿ Artık Allâh’a karşı (ortak veyâ evlât isnâd ederek) yalan uydurmuş olan kimseden ya da kendisine geldiği anda (hiç düşünme gereği bile hissetmeden) o doğruluğun ta kendisi (olan Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i ve getirdiği İslâm dîni)ni yalanlamış olan kişiden daha zâlim kim olabilir?! O kâfirlere âit ebedî bir ikāmet yeri cehennemin içinde olmadı mı?! Âlûsî Tefsîri’nde zikredildiğine göre; ulemâ bu âyet-i kerîmeyi bidat ehlinin tekfîrine delil getirmişlerdir, zîrâ onlar doğru olduğu bilinen dînî meseleleri inkâr etmektedirler ki Allâh-u Te‘âlâ bu âyet-i kerîmesinde “Doğruyu inkâr eden o kâfirler...” ifâdesini kullanarak doğru olduğu bilinen dînî hakîkatleri yalanlayanları kâfir saymıştır. Tabî ki bir mesele hakkında tevil yapan kimse onu inkâr edici sayılmaz, lâkin (hadislerin huccet olduğu ve Îsâ (Aleyhisselâm)ın ineceği gibi âyet ve hadislerle) dinde inanılması zarûrî olduğu sâbit olan meseleleri tevil etmenin hiçbir mâzereti olamaz. (el-Âlûsî, 23/432)
33﴿ Ama o kimse ki; o dosdoğru şey (olan Kur’ân-ı Kerîm)i getirmiştir ve (kendisi de) onu doğrulamıştır. (Habîbim!) İşte sana! Ancak o (ve ona uya)nlar takvâ sâhiplerinin ta kendileridir. Süddî (Radıyallâhu Anh)dan nakledildiğine göre; bu âyet-i kerîmede “Doğruyu getiren” diye bahsedilen zât; Cibrîl (Aleyhisselâm)dır, onu tasdîk eden zât ise Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)dir. (İbnü Cerîr, et-Tâberî, 20/205) Ali ibnü Ebî Tâlib ve Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anhümâ)dan nakledildiğine göre ise; “Doğruyu getiren”den maksad Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), onu tasdîk edenden murâd ise Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)dır. (İbnü Cerîr, et-Tâberî, 20/204; İbnü ‘Asâkir, et-Târîh, 30/336)
34﴿ (Takvâ sâhibi kimselerin) diledikleri şeyler Rableri nezdinde özellikle onlar için vardır. (Habîbim!) İşte sana! Bu (nîmete mazhariyet), ancak güzel amel işleyen o kimselerin mükâfâtıdır.
35﴿ Tâ ki Allâh, o (takvâ sâhibi ola)nlar (haramlardan sakınsalar da kul kusursuz olamayacağından dolayı beşeriyet gereği onlar)ın yapmış oldukları en kötü şeyleri onlardan tamâmen (bağışlayıp) örtsün ve onlara sürekli yapar oldukları o (güzel) şeylerin (kazandıracağı sevapların herhangi birine göre değil de, her yaptıklarına) en güzeliyle mükâfatlarını versin (diye kendilerini tüm isteklerine kavuşturacağı sözünü onlara şimdiden vermiştir).
36﴿ Allâh kuluna kesinlikle kâfî değil midir?! O (şirk koşa)nlar ise (“İlâhlarımız seni çarpacak” diyerek) seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Zâten Allâh kimi(n dalâleti seçtiğini bildiği için onu) saptırır (da, o kişi Allâh’ın onu koruyacağını göz ardı edip, faydası ve zararı olmayan şeylerden korkmaya başlar)sa artık onun için (kendisini doğru yola iletecek) hiçbir hidâyetçi yoktur. Bu âyet-i kerîme Kureyş müşriklerinin Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e: “Sen bizim ilâhlarımızın aleyhine çok konuşuyorsun, ya bundan vaz geçeceksin ya da korkarız onlar seni çarpacak” demeleri üzerine nâzil olmuştur. Buna göre âyet-i kerîmede geçen “Kul”dan maksad; Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)dir. Zâten peşi sıra gelen hitap da bu mânâyı güçlendirmektedir. (‘Abdürezzâk, et-Tefsîr, 2/172)
37﴿ Ama Allâh kimi (doğru yola) hidâyet ederse, artık onun için hiçbir saptırıcı olamaz (ki, onu Allâh-u Te‘âlâ’nın, dostlarına kâfî geleceğine inanmaktan çevirerek putlardan korkmaya sevkedebilsin). Gerçekten Allâh (hiç yenilmeyecek ve irâdesi engellenemeyecek yegâne güce sâhip olan ve dostları adına düşmanlarından) intikam sâhibi olan bir Azîz değil midir?!
38﴿ (Habîbim!) Andolsun ki; bir de sen o (şirk koşa)nlara: “Gökleri ve yeri (yaratan, putlarınız ve siz olmadığınıza göre bu kadar hârika varlık da kendi kendine yaratılamayacağına göre peki ya bunları) kim yaratmıştır?” diye sor(acak ol)san, yemîn olsun elbette (her akıllı gibi) onlar (da): “Allâh (yarattı)” diyeceklerdir. De ki: “(Mâdemki ulvî ve süflî bütün âlemlerin yaratıcısının Allâh olduğunu ikrâr ettiniz) artık siz Allâh(ı bırakıp da O’n)dan başka tapmakta olduğunuz şeyleri gördünüz mü (söyleyin bakalım); eğer Allâh bana (hastalık ve fakirlik gibi) bir zarar (dokundurmayı) dilerse, onlar O’nun zararını aça(rak gidere)bilecek şeyler midir?! Ya da bana (sıhhat ve zenginlik gibi) bir rahmet murâd ederse, onlar O’nun rahmetini tuta(rak engelleye)bilecek şeyler midir?!” De ki: “(Tüm işlerimde) bana yetecek olan ancak Allâh’tır. Tevekkül eden (mümin)ler (de her şeyin Allâh-u Te‘âlâ’nın idâresi altında bulunduğunu bildikleri için) ancak O’na tevekkül eder(ler).”
39﴿ (Habîbim! Müşrikleri tehdit mâhiyetinde) de ki: “Ey kavmim! Siz (kâfirlik ve bana karşı düşmanlık husûsunda) olanca imkânınız üzere çalış(ıp çabalay)ın. Şüphesiz ben (de İslâm’da sebat ve size karşı direnişte, olanca gücümle) çalışıcı biriyim. Artık yakında bileceksiniz.
40﴿ (Yakında) o kimseyi (bileceksiniz) ki, kendisini rezil edecek büyük bir azap ona gelecektir ve dâimî olan korkunç bir azap onun üzerine konacaktır.”
سُورَةُ الزُّمَرِ
الجزء ٢٤
٤٦١
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَبَ عَلَى اللّٰهِ وَكَذَّبَ بِالصِّدْقِ اِذْ جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ ﴿٣٢
وَالَّذ۪ي جَٓاءَ بِالصِّدْقِ وَصَدَّقَ بِه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ ﴿٣٣
لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الْمُحْسِن۪ينَۚ ﴿٣٤
لِيُكَفِّرَ اللّٰهُ عَنْهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي عَمِلُوا وَيَجْزِيَهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٣٥
اَلَيْسَ اللّٰهُ بِكَافٍ عَبْدَهُۜ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍۚ ﴿٣٦
وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُضِلٍّۜ اَلَيْسَ اللّٰهُ بِعَز۪يزٍ ذِي انْتِقَامٍ ﴿٣٧
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللّٰهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّه۪ٓ اَوْ اَرَادَن۪ي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِه۪ۜ قُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۜ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ ﴿٣٨
قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ ﴿٣٩
مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُق۪يمٌ ﴿٤٠
Zümer Sûresi
461
Cuz 24
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَبَ عَلَى اللّٰهِ وَكَذَّبَ بِالصِّدْقِ اِذْ جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ ﴿٣٢
32﴿ Artık Allâh’a karşı (ortak veyâ evlât isnâd ederek) yalan uydurmuş olan kimseden ya da kendisine geldiği anda (hiç düşünme gereği bile hissetmeden) o doğruluğun ta kendisi (olan Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i ve getirdiği İslâm dîni)ni yalanlamış olan kişiden daha zâlim kim olabilir?! O kâfirlere âit ebedî bir ikāmet yeri cehennemin içinde olmadı mı?! Âlûsî Tefsîri’nde zikredildiğine göre; ulemâ bu âyet-i kerîmeyi bidat ehlinin tekfîrine delil getirmişlerdir, zîrâ onlar doğru olduğu bilinen dînî meseleleri inkâr etmektedirler ki Allâh-u Te‘âlâ bu âyet-i kerîmesinde “Doğruyu inkâr eden o kâfirler...” ifâdesini kullanarak doğru olduğu bilinen dînî hakîkatleri yalanlayanları kâfir saymıştır. Tabî ki bir mesele hakkında tevil yapan kimse onu inkâr edici sayılmaz, lâkin (hadislerin huccet olduğu ve Îsâ (Aleyhisselâm)ın ineceği gibi âyet ve hadislerle) dinde inanılması zarûrî olduğu sâbit olan meseleleri tevil etmenin hiçbir mâzereti olamaz. (el-Âlûsî, 23/432)
وَالَّذ۪ي جَٓاءَ بِالصِّدْقِ وَصَدَّقَ بِه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ ﴿٣٣
33﴿ Ama o kimse ki; o dosdoğru şey (olan Kur’ân-ı Kerîm)i getirmiştir ve (kendisi de) onu doğrulamıştır. (Habîbim!) İşte sana! Ancak o (ve ona uya)nlar takvâ sâhiplerinin ta kendileridir. Süddî (Radıyallâhu Anh)dan nakledildiğine göre; bu âyet-i kerîmede “Doğruyu getiren” diye bahsedilen zât; Cibrîl (Aleyhisselâm)dır, onu tasdîk eden zât ise Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)dir. (İbnü Cerîr, et-Tâberî, 20/205) Ali ibnü Ebî Tâlib ve Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anhümâ)dan nakledildiğine göre ise; “Doğruyu getiren”den maksad Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), onu tasdîk edenden murâd ise Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)dır. (İbnü Cerîr, et-Tâberî, 20/204; İbnü ‘Asâkir, et-Târîh, 30/336)
لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الْمُحْسِن۪ينَۚ ﴿٣٤
34﴿ (Takvâ sâhibi kimselerin) diledikleri şeyler Rableri nezdinde özellikle onlar için vardır. (Habîbim!) İşte sana! Bu (nîmete mazhariyet), ancak güzel amel işleyen o kimselerin mükâfâtıdır.
لِيُكَفِّرَ اللّٰهُ عَنْهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي عَمِلُوا وَيَجْزِيَهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٣٥
35﴿ Tâ ki Allâh, o (takvâ sâhibi ola)nlar (haramlardan sakınsalar da kul kusursuz olamayacağından dolayı beşeriyet gereği onlar)ın yapmış oldukları en kötü şeyleri onlardan tamâmen (bağışlayıp) örtsün ve onlara sürekli yapar oldukları o (güzel) şeylerin (kazandıracağı sevapların herhangi birine göre değil de, her yaptıklarına) en güzeliyle mükâfatlarını versin (diye kendilerini tüm isteklerine kavuşturacağı sözünü onlara şimdiden vermiştir).
اَلَيْسَ اللّٰهُ بِكَافٍ عَبْدَهُۜ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍۚ ﴿٣٦
36﴿ Allâh kuluna kesinlikle kâfî değil midir?! O (şirk koşa)nlar ise (“İlâhlarımız seni çarpacak” diyerek) seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Zâten Allâh kimi(n dalâleti seçtiğini bildiği için onu) saptırır (da, o kişi Allâh’ın onu koruyacağını göz ardı edip, faydası ve zararı olmayan şeylerden korkmaya başlar)sa artık onun için (kendisini doğru yola iletecek) hiçbir hidâyetçi yoktur. Bu âyet-i kerîme Kureyş müşriklerinin Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e: “Sen bizim ilâhlarımızın aleyhine çok konuşuyorsun, ya bundan vaz geçeceksin ya da korkarız onlar seni çarpacak” demeleri üzerine nâzil olmuştur. Buna göre âyet-i kerîmede geçen “Kul”dan maksad; Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)dir. Zâten peşi sıra gelen hitap da bu mânâyı güçlendirmektedir. (‘Abdürezzâk, et-Tefsîr, 2/172)
وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُضِلٍّۜ اَلَيْسَ اللّٰهُ بِعَز۪يزٍ ذِي انْتِقَامٍ ﴿٣٧
37﴿ Ama Allâh kimi (doğru yola) hidâyet ederse, artık onun için hiçbir saptırıcı olamaz (ki, onu Allâh-u Te‘âlâ’nın, dostlarına kâfî geleceğine inanmaktan çevirerek putlardan korkmaya sevkedebilsin). Gerçekten Allâh (hiç yenilmeyecek ve irâdesi engellenemeyecek yegâne güce sâhip olan ve dostları adına düşmanlarından) intikam sâhibi olan bir Azîz değil midir?!
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللّٰهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّه۪ٓ اَوْ اَرَادَن۪ي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِه۪ۜ قُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۜ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ ﴿٣٨
38﴿ (Habîbim!) Andolsun ki; bir de sen o (şirk koşa)nlara: “Gökleri ve yeri (yaratan, putlarınız ve siz olmadığınıza göre bu kadar hârika varlık da kendi kendine yaratılamayacağına göre peki ya bunları) kim yaratmıştır?” diye sor(acak ol)san, yemîn olsun elbette (her akıllı gibi) onlar (da): “Allâh (yarattı)” diyeceklerdir. De ki: “(Mâdemki ulvî ve süflî bütün âlemlerin yaratıcısının Allâh olduğunu ikrâr ettiniz) artık siz Allâh(ı bırakıp da O’n)dan başka tapmakta olduğunuz şeyleri gördünüz mü (söyleyin bakalım); eğer Allâh bana (hastalık ve fakirlik gibi) bir zarar (dokundurmayı) dilerse, onlar O’nun zararını aça(rak gidere)bilecek şeyler midir?! Ya da bana (sıhhat ve zenginlik gibi) bir rahmet murâd ederse, onlar O’nun rahmetini tuta(rak engelleye)bilecek şeyler midir?!” De ki: “(Tüm işlerimde) bana yetecek olan ancak Allâh’tır. Tevekkül eden (mümin)ler (de her şeyin Allâh-u Te‘âlâ’nın idâresi altında bulunduğunu bildikleri için) ancak O’na tevekkül eder(ler).”
قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَۙ ﴿٣٩
39﴿ (Habîbim! Müşrikleri tehdit mâhiyetinde) de ki: “Ey kavmim! Siz (kâfirlik ve bana karşı düşmanlık husûsunda) olanca imkânınız üzere çalış(ıp çabalay)ın. Şüphesiz ben (de İslâm’da sebat ve size karşı direnişte, olanca gücümle) çalışıcı biriyim. Artık yakında bileceksiniz.
مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُق۪يمٌ ﴿٤٠
40﴿ (Yakında) o kimseyi (bileceksiniz) ki, kendisini rezil edecek büyük bir azap ona gelecektir ve dâimî olan korkunç bir azap onun üzerine konacaktır.”