v02.01.25 Geliştirme Notları
Fussilet Sûresi
478
Cuz 24
21﴿ Onlar da derilerine: “(Biz sizi kurtarmak için günahlarımızı inkâr ederken, ya) siz niçin bizim aleyhimize şâhitlikte bulundunuz?!” dediler. Onlar(ın derileri ise dile gelerek): “(Biz kendimiz isteyerek konuşmuş değiliz lâkin konuşturmak istediği) her bir şeyi konuşturmuş olan O Allâh bizi de konuşturdu. (Artık bu suâlinizin ne anlamı var?!) Zâten sizi ilk defâ(sında da) O yaratmıştır ve (şu anda) siz (cehenneme gönderilerek) ancak O(nun azâbı)na döndürülüyorsunuz” dediler.
22﴿ (İşte o zaman Allâh-u Te‘âlâ onlara şöyle buyurur:) “Siz (dünyâda günah işlerken duvar ve perde gibi şeylerle insanlardan gizleniyordunuz ama) ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin sizin aleyhinize şâhitlik yapmasından (sakınabilmek için) siz (uzuvlarınızdan) örtünebilir değildiniz. Lâkin gerçekten de siz zannetmiştiniz ki, sürekli yapmakta olduğunuz (kötü) şeylerden birçoğunu (gizli yaptığınız için) Allâh (onları) bilmiyor. (Böylece siz Allâh onları açığa çıkaramaz ve uzuvlarınızı konuşturamaz diye düşündüğünüz için sâdece insanlardan sakınmıştınız).
23﴿ (Ey cehenneme sevk edilen kâfirler!) Bir de işte size! Bu (düşünceniz), ancak sizin (gibi kâfirlerin) Rabbiniz hakkında zanda bulunmuş olduğunuz düşüncenizdir (ki, Allâh-u Te‘âlâ’nın sizin yaptıklarınızı bilmediğini sanmanız), sizi helâk etmiştir. Bu sebeple siz (iki cihan saâdetini kazanasınız diye kendinize verilmiş olan uzuvlarınızı, ebedî azâba sebebiyet verecek inkâr ve isyan yollarında harcayarak en büyük zarar ve) hüsrâna uğrayanlardan oldunuz.”
24﴿ Artık onlar (dünyâda olduğu gibi sabrederek selâmete eremezler. Zîrâ) sabrederlerse (de, sabretmeseler de kendileri hakkında değişecek bir şey yoktur), (çünkü) o (cehennem) ateş(i) onlar için (ebedî) bir ikāmetgâhtır. Ama eğer (bulundukları azaptan kurtulacakları bir yere) dönüş isterlerse artık onlar (istekleri yerine getirilerek) döndürülecek kimselerden değildirler. /Eğer özür dileyecek olurlarsa artık onlar özrü kabûl edilen kimselerden değildirler./
25﴿ Böylece Biz (kendilerine verilen imkânları kötü yolda kullandıklarını müşâhede ettiğimiz için) onlara (azgın şeytanlar ve onlardan daha tehlikeli olan insanlardan müteşekkil) birtakım yakın dostlar takdîr ettik /musallat ettik/, sonra onlar bunlara önlerinde bulunan (dünyâ ile ilgili kâfirlik, sapıklık ve nefsin arzularına uyma gibi kötü) şeyleri de, arkalarında olan (âhireti inkârla alâkalı) şeyleri de iyice süslediler. (İnsan ve cin şeytanları kâfirlere dünyâda yaptıkları fenâlıkları iyi bir şey olarak gösterdikleri gibi, dirilme, cennet ve cehennem gibi âhiretle ilgili konuları da yok saydırttılar.) Derken (“Andolsun; cehennemi, cinler ve insanların kâfirlerinden dolduracağız” kavlinden ibâret olan) o (azap) söz(ümüz) kendilerinden önce geçmiş bulunan (kâfir ve âsî) birçok cin ve insan toplulukları içerisinde bunlar üzerine (de) hak oldu. Çünkü gerçekten o (şeyta)nlar (da, onlara uyanlar da îmânı tercih ederek ebedî saâdet kazanacak yerde inkâra meylettikleri için, telâfisi mümkün olmayan bir zararı hak etmiş ve) hüsrâna uğramış kimseler idiler.
26﴿ Bir de o kâfir olmuş kimseler(in ileri gelenleri, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i seslice Kur’ân okurken duydukları zaman, onu dinleyen insanların İslâm’a meyledeceğinden korkarak): “İşte bu Kur’ân’ı dinlemeyin ve (ıslık çalarak, alkış tutarak, gürültü kopararak ve şiir söyleyerek) on(un okunması esnâsın)da boş şeyler yapın (da okuyan şaşırsın) /onun hakkında tenkit yapın/! Tâ ki siz (Muhammed’e) gâlip gele(rek onun kırâatini engelleyebile)siniz” dedi.
27﴿ İşte yemîn olsun ki; elbette Biz o kâfir olmuş kimselere çok şiddetli olan çok büyük bir azâbı tattıracağız ve yine kasem olsun ki; elbette onları sürekli yapar oldukları o çok kötü şeylere karşı(lık) cezâlandıracağız.
28﴿ (Habîbim!) İşte sana! (Kâfirlerin durumu) budur; Allah’ın düşmanlarının cezâsı ancak o (cehennem) ateş(i)dir ki, onlar için onun içerisinde ebedîlik yurdu vardır. Özellikle Bizim âyetlerimizi bile bile sürekli inkâr eder oldukları için (kâfirliklerine) tam bir karşılık olarak (böyle cezâlandırılacaklardır).
29﴿ O kâfir olmuş kimseler de (cehennemde dayanamayacakları azaplara mâruz kalınca, oraya girmelerine sebep olanlara karşı hınçlanarak) dedi ki: “Ey Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olan o iki fırkayı bize göster de o ikisini ayaklarımızın altına yerleştir(ip çiğney)elim, tâ ki o ikisi (her yönüyle) en alçak kimselerden olsunlar.”
سُورَةُ فُصِّلَتْ
الجزء ٢٤
٤٧٨
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٢١
وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ ﴿٢٢
وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ﴿٢٣
فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ ﴿٢٤
وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ﴿٢٥
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ ﴿٢٦
فَلَنُذ۪يقَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَذَابًا شَد۪يدًا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٢٧
ذٰلِكَ جَزَٓاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُۚ لَهُمْ ف۪يهَا دَارُ الْخُلْدِۜ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ﴿٢٨
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ ﴿٢٩
Fussilet Sûresi
478
Cuz 24
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٢١
21﴿ Onlar da derilerine: “(Biz sizi kurtarmak için günahlarımızı inkâr ederken, ya) siz niçin bizim aleyhimize şâhitlikte bulundunuz?!” dediler. Onlar(ın derileri ise dile gelerek): “(Biz kendimiz isteyerek konuşmuş değiliz lâkin konuşturmak istediği) her bir şeyi konuşturmuş olan O Allâh bizi de konuşturdu. (Artık bu suâlinizin ne anlamı var?!) Zâten sizi ilk defâ(sında da) O yaratmıştır ve (şu anda) siz (cehenneme gönderilerek) ancak O(nun azâbı)na döndürülüyorsunuz” dediler.
وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ ﴿٢٢
22﴿ (İşte o zaman Allâh-u Te‘âlâ onlara şöyle buyurur:) “Siz (dünyâda günah işlerken duvar ve perde gibi şeylerle insanlardan gizleniyordunuz ama) ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin sizin aleyhinize şâhitlik yapmasından (sakınabilmek için) siz (uzuvlarınızdan) örtünebilir değildiniz. Lâkin gerçekten de siz zannetmiştiniz ki, sürekli yapmakta olduğunuz (kötü) şeylerden birçoğunu (gizli yaptığınız için) Allâh (onları) bilmiyor. (Böylece siz Allâh onları açığa çıkaramaz ve uzuvlarınızı konuşturamaz diye düşündüğünüz için sâdece insanlardan sakınmıştınız).
وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ﴿٢٣
23﴿ (Ey cehenneme sevk edilen kâfirler!) Bir de işte size! Bu (düşünceniz), ancak sizin (gibi kâfirlerin) Rabbiniz hakkında zanda bulunmuş olduğunuz düşüncenizdir (ki, Allâh-u Te‘âlâ’nın sizin yaptıklarınızı bilmediğini sanmanız), sizi helâk etmiştir. Bu sebeple siz (iki cihan saâdetini kazanasınız diye kendinize verilmiş olan uzuvlarınızı, ebedî azâba sebebiyet verecek inkâr ve isyan yollarında harcayarak en büyük zarar ve) hüsrâna uğrayanlardan oldunuz.”
فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ ﴿٢٤
24﴿ Artık onlar (dünyâda olduğu gibi sabrederek selâmete eremezler. Zîrâ) sabrederlerse (de, sabretmeseler de kendileri hakkında değişecek bir şey yoktur), (çünkü) o (cehennem) ateş(i) onlar için (ebedî) bir ikāmetgâhtır. Ama eğer (bulundukları azaptan kurtulacakları bir yere) dönüş isterlerse artık onlar (istekleri yerine getirilerek) döndürülecek kimselerden değildirler. /Eğer özür dileyecek olurlarsa artık onlar özrü kabûl edilen kimselerden değildirler./
وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ﴿٢٥
25﴿ Böylece Biz (kendilerine verilen imkânları kötü yolda kullandıklarını müşâhede ettiğimiz için) onlara (azgın şeytanlar ve onlardan daha tehlikeli olan insanlardan müteşekkil) birtakım yakın dostlar takdîr ettik /musallat ettik/, sonra onlar bunlara önlerinde bulunan (dünyâ ile ilgili kâfirlik, sapıklık ve nefsin arzularına uyma gibi kötü) şeyleri de, arkalarında olan (âhireti inkârla alâkalı) şeyleri de iyice süslediler. (İnsan ve cin şeytanları kâfirlere dünyâda yaptıkları fenâlıkları iyi bir şey olarak gösterdikleri gibi, dirilme, cennet ve cehennem gibi âhiretle ilgili konuları da yok saydırttılar.) Derken (“Andolsun; cehennemi, cinler ve insanların kâfirlerinden dolduracağız” kavlinden ibâret olan) o (azap) söz(ümüz) kendilerinden önce geçmiş bulunan (kâfir ve âsî) birçok cin ve insan toplulukları içerisinde bunlar üzerine (de) hak oldu. Çünkü gerçekten o (şeyta)nlar (da, onlara uyanlar da îmânı tercih ederek ebedî saâdet kazanacak yerde inkâra meylettikleri için, telâfisi mümkün olmayan bir zararı hak etmiş ve) hüsrâna uğramış kimseler idiler.
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ ﴿٢٦
26﴿ Bir de o kâfir olmuş kimseler(in ileri gelenleri, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i seslice Kur’ân okurken duydukları zaman, onu dinleyen insanların İslâm’a meyledeceğinden korkarak): “İşte bu Kur’ân’ı dinlemeyin ve (ıslık çalarak, alkış tutarak, gürültü kopararak ve şiir söyleyerek) on(un okunması esnâsın)da boş şeyler yapın (da okuyan şaşırsın) /onun hakkında tenkit yapın/! Tâ ki siz (Muhammed’e) gâlip gele(rek onun kırâatini engelleyebile)siniz” dedi.
فَلَنُذ۪يقَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَذَابًا شَد۪يدًا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿٢٧
27﴿ İşte yemîn olsun ki; elbette Biz o kâfir olmuş kimselere çok şiddetli olan çok büyük bir azâbı tattıracağız ve yine kasem olsun ki; elbette onları sürekli yapar oldukları o çok kötü şeylere karşı(lık) cezâlandıracağız.
ذٰلِكَ جَزَٓاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُۚ لَهُمْ ف۪يهَا دَارُ الْخُلْدِۜ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ﴿٢٨
28﴿ (Habîbim!) İşte sana! (Kâfirlerin durumu) budur; Allah’ın düşmanlarının cezâsı ancak o (cehennem) ateş(i)dir ki, onlar için onun içerisinde ebedîlik yurdu vardır. Özellikle Bizim âyetlerimizi bile bile sürekli inkâr eder oldukları için (kâfirliklerine) tam bir karşılık olarak (böyle cezâlandırılacaklardır).
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ ﴿٢٩
29﴿ O kâfir olmuş kimseler de (cehennemde dayanamayacakları azaplara mâruz kalınca, oraya girmelerine sebep olanlara karşı hınçlanarak) dedi ki: “Ey Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olan o iki fırkayı bize göster de o ikisini ayaklarımızın altına yerleştir(ip çiğney)elim, tâ ki o ikisi (her yönüyle) en alçak kimselerden olsunlar.”