v02.01.25 Geliştirme Notları
Mutaffifîn Sûresi
588
Cuz 30
27﴿ Bir de onun (o cennet şarâbının) karışımı (havada yüksekten akan ve cennet ehlinin kaplarına alabilecekleri miktar nispetinde dökülen) Tesnîm’dendir.
28﴿ Bir gözeyi (methediyorum) ki; (Allâh-u Te‘âlâ’ya mânen çok yakın kılınan) mukarreb (kimse)ler ondan (sâfî olarak) içecektir.
29﴿ O (zengin) kimseler ki (şirk) suç(unu) işlemiştirler, şüphesiz onlar îmân etmiş olan (fakir) kimselerden bâzısı(nın imkânsızlıklarını görmeleri) sebebiyle gülerlerdi.
30﴿ Ayrıca o (Müslüman ola)nlar bu (kâfir ola)nlara uğradıkları zaman (kâfirler müminleri) birbirlerine (göstererek) kaş-göz işâreti yaparlardı.
31﴿ Bir de o (kâfirler ola)nlar (toplandıkları meclisten ayrılıp) âilelerine döndükleri zaman, (müminlere yaptıkları hakāretten dolayı) lezzetlenen (ve yaptıklarını beğenen) kimseler olarak dönerlerdi.
32﴿ Üstelik onları gördükleri zaman: “Gerçekten işte şu (Müslüman ola)nlar elbette (Muhammed’in aldatmasına kanıp, âhiret beklentisiyle peşin lezzetleri bırakarak haktan) sapmış kimselerdir” derlerdi.
33﴿ Hâlbuki onlar (Müslümanların yaptıklarını gözetim altına alan ve onların hidâyet veyâ dalâletleri hakkında karar vermek üzere görevlendirilen) muhâfızlar olarak onlar üzerine gönderilmediler.
34﴿ İşte (dünyâda müşrikler müminlere güldükleri gibi) o (kıyâmet) gün(ünde de); o îmân etmiş olan kimseler (bukağılar içerisindeki rezil hâllerini gördükleri) kâfirler(in düştükleri kötü hâl)den sebep gülecekler.
35﴿ Özellikle (paha biçilmeyen mücevherlerle donatılmış ve kıymetli perdelerle kapatılmış) kubbeli gerdek odalarındaki (süslü tüllerle kapatılmış) döşekler üzerinde (dizilmiş yastıklara yaslanarak diledikleri cennet manzaralarına) bakmaktadırlar.
36﴿ (Müminlerle alay eden) o kâfirler (azâba çarptırıldıkları zaman dünyâda) sürekli yapar oldukları (kötü) şeyler(in acı verici azâbı) ile cezâlandırıldı değil mi?!



SEKSENDÖRDÜNCÜ SÛRE-İ CELİLE
el-İnşikâk
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. 25 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!
1﴿ Gök (o beyaz bulutla) yarıldığı zaman!
2﴿ Böylece o (gökler) Rabbini(n emrini) dinleyip itâat ettiği vakit! Zâten (Allâh-u Te‘âlâ tarafından göklerin yarılması hakkında emir verilmiş ve bu emre itâat etmesi) on(un hakkınd)a hak (bir hükümle sâbit) kılınmıştır.
3﴿ Ayrıca (dağların ve tepelerin giderilmesiyle) yer(yüzü) döşenip düzlendiği zaman!
4﴿ Bir de o (yeryüzü) içindeki (hazîneleri ve ölü)leri (toprak üstüne) attığı ve iyice boşaldığı zaman!
5﴿ Böylece o (gökler) Rabbini(n emrini) dinleyip itâat ettiği vakit! Zâten (Allâh-u Te‘âlâ tarafından göklerin yarılması hakkında emir verilmiş ve bu emre itâat etmesi) on(un hakkınd)a hak (bir hükümle sâbit) kılınmıştır. (İşte bu sayılanlar olduğu zaman insan dünyâda iken gayretle yaptığı amellerinin karşılığına kavuşur.)
6﴿ Ey insan! Şüphesiz ki sen, (seni) Rabbine (kavuşturacak olan ölüme kadar O’nun muhâsebesine) doğru (iyi veyâ kötü yolda) tam bir gayretle çalışarak ciddiyetle çalışıcısın ve netîcede O’n(un vereceği karşılığ)a kavuşucusun.
7﴿ Artık o kimseye gelince ki; (amel defterinden ibâret) kitabı kendisine sağ eliyle verilmiştir.
8﴿ İşte muhakkak o kişi çok kolay bir hesapla muhâsebe edilecektir (ve böylece yaptığı iyiliklere karşı mükâfat alacak, kötülüklerine cezâ verilmekten vazgeçilecek ve amellerinin kendisine sunumu şeklinde gerçekleşecek olan bu muhâsebe kolayca geçiştirilecektir).
9﴿ Böylece o kişi (cennetteki) âilesine çok sevinçli bir hâlde dönecektir.
10﴿ Ama bir de o kimse ki; (sağ eli boynuna bağlanıp sonra sol eli sırtının arkasına doğru bükülerek) kitabı kendisine sırtının arkasından (sol eliyle) verilmiştir.
11﴿ İşte muhakkak o da (“Ey ölüm! Neredesin gel” diye) bir helâk çağıracaktır.
12﴿ Böylece o (eşi benzeri görülmemiş) çokça alevli korkunç bir ateşe girecektir.
13﴿ Zîrâ şüphesiz ki o, (dünyâda) âilesinin içinde (bulunuyorken malı ve mevkiiyle övünen ve âhireti hiç düşünmeyen) çok sevinçli (şımarık ve kibirli) biriydi!
سُورَةُ الْمُطَفِّف۪ينَ
الجزء ٣٠
٥٨٨
وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْن۪يمٍۙ ﴿٢٧
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَۜ ﴿٢٨
اِنَّ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَضْحَكُونَۘ ﴿٢٩
وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَۘ ﴿٣٠
وَاِذَا انْقَلَبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِه۪ينَۘ ﴿٣١
وَاِذَا رَاَوْهُمْ قَالُٓوا اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَضَٓالُّونَۙ ﴿٣٢
وَمَٓا اُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظ۪ينَۜ ﴿٣٣
فَالْيَوْمَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَۙ ﴿٣٤
عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۜ ﴿٣٥
هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ﴿٣٦
سُورَةُالْاِنْشِقَاقِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ ﴿١
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۙ ﴿٢
وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْۙ ﴿٣
وَاَلْقَتْ مَا ف۪يهَا وَتَخَلَّتْۙ ﴿٤
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۜ ﴿٥
يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَاق۪يهِۚ ﴿٦
فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ۙ ﴿٧
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَس۪يرًاۙ ﴿٨
وَيَنْقَلِبُ اِلٰٓى اَهْلِه۪ مَسْرُورًاۜ ﴿٩
وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ وَرَٓاءَ ظَهْرِه۪ۙ ﴿١٠
فَسَوْفَ يَدْعُوا ثُبُورًاۙ ﴿١١
وَيَصْلٰى سَع۪يرًاۜ ﴿١٢
اِنَّهُ كَانَ ف۪ٓي اَهْلِه۪ مَسْرُورًا ﴿١٣
Mutaffifîn Sûresi
588
Cuz 30
وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْن۪يمٍۙ ﴿٢٧
27﴿ Bir de onun (o cennet şarâbının) karışımı (havada yüksekten akan ve cennet ehlinin kaplarına alabilecekleri miktar nispetinde dökülen) Tesnîm’dendir.
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَۜ ﴿٢٨
28﴿ Bir gözeyi (methediyorum) ki; (Allâh-u Te‘âlâ’ya mânen çok yakın kılınan) mukarreb (kimse)ler ondan (sâfî olarak) içecektir.
اِنَّ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَضْحَكُونَۘ ﴿٢٩
29﴿ O (zengin) kimseler ki (şirk) suç(unu) işlemiştirler, şüphesiz onlar îmân etmiş olan (fakir) kimselerden bâzısı(nın imkânsızlıklarını görmeleri) sebebiyle gülerlerdi.
وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَۘ ﴿٣٠
30﴿ Ayrıca o (Müslüman ola)nlar bu (kâfir ola)nlara uğradıkları zaman (kâfirler müminleri) birbirlerine (göstererek) kaş-göz işâreti yaparlardı.
وَاِذَا انْقَلَبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِه۪ينَۘ ﴿٣١
31﴿ Bir de o (kâfirler ola)nlar (toplandıkları meclisten ayrılıp) âilelerine döndükleri zaman, (müminlere yaptıkları hakāretten dolayı) lezzetlenen (ve yaptıklarını beğenen) kimseler olarak dönerlerdi.
وَاِذَا رَاَوْهُمْ قَالُٓوا اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَضَٓالُّونَۙ ﴿٣٢
32﴿ Üstelik onları gördükleri zaman: “Gerçekten işte şu (Müslüman ola)nlar elbette (Muhammed’in aldatmasına kanıp, âhiret beklentisiyle peşin lezzetleri bırakarak haktan) sapmış kimselerdir” derlerdi.
وَمَٓا اُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظ۪ينَۜ ﴿٣٣
33﴿ Hâlbuki onlar (Müslümanların yaptıklarını gözetim altına alan ve onların hidâyet veyâ dalâletleri hakkında karar vermek üzere görevlendirilen) muhâfızlar olarak onlar üzerine gönderilmediler.
فَالْيَوْمَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَۙ ﴿٣٤
34﴿ İşte (dünyâda müşrikler müminlere güldükleri gibi) o (kıyâmet) gün(ünde de); o îmân etmiş olan kimseler (bukağılar içerisindeki rezil hâllerini gördükleri) kâfirler(in düştükleri kötü hâl)den sebep gülecekler.
عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۜ ﴿٣٥
35﴿ Özellikle (paha biçilmeyen mücevherlerle donatılmış ve kıymetli perdelerle kapatılmış) kubbeli gerdek odalarındaki (süslü tüllerle kapatılmış) döşekler üzerinde (dizilmiş yastıklara yaslanarak diledikleri cennet manzaralarına) bakmaktadırlar.
هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ﴿٣٦
36﴿ (Müminlerle alay eden) o kâfirler (azâba çarptırıldıkları zaman dünyâda) sürekli yapar oldukları (kötü) şeyler(in acı verici azâbı) ile cezâlandırıldı değil mi?!




SEKSENDÖRDÜNCÜ SÛRE-İ CELİLE
el-İnşikâk
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. 25 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!
اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ ﴿١
1﴿ Gök (o beyaz bulutla) yarıldığı zaman!
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۙ ﴿٢
2﴿ Böylece o (gökler) Rabbini(n emrini) dinleyip itâat ettiği vakit! Zâten (Allâh-u Te‘âlâ tarafından göklerin yarılması hakkında emir verilmiş ve bu emre itâat etmesi) on(un hakkınd)a hak (bir hükümle sâbit) kılınmıştır.
وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْۙ ﴿٣
3﴿ Ayrıca (dağların ve tepelerin giderilmesiyle) yer(yüzü) döşenip düzlendiği zaman!
وَاَلْقَتْ مَا ف۪يهَا وَتَخَلَّتْۙ ﴿٤
4﴿ Bir de o (yeryüzü) içindeki (hazîneleri ve ölü)leri (toprak üstüne) attığı ve iyice boşaldığı zaman!
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۜ ﴿٥
5﴿ Böylece o (gökler) Rabbini(n emrini) dinleyip itâat ettiği vakit! Zâten (Allâh-u Te‘âlâ tarafından göklerin yarılması hakkında emir verilmiş ve bu emre itâat etmesi) on(un hakkınd)a hak (bir hükümle sâbit) kılınmıştır. (İşte bu sayılanlar olduğu zaman insan dünyâda iken gayretle yaptığı amellerinin karşılığına kavuşur.)
يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَاق۪يهِۚ ﴿٦
6﴿ Ey insan! Şüphesiz ki sen, (seni) Rabbine (kavuşturacak olan ölüme kadar O’nun muhâsebesine) doğru (iyi veyâ kötü yolda) tam bir gayretle çalışarak ciddiyetle çalışıcısın ve netîcede O’n(un vereceği karşılığ)a kavuşucusun.
فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ۙ ﴿٧
7﴿ Artık o kimseye gelince ki; (amel defterinden ibâret) kitabı kendisine sağ eliyle verilmiştir.
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَس۪يرًاۙ ﴿٨
8﴿ İşte muhakkak o kişi çok kolay bir hesapla muhâsebe edilecektir (ve böylece yaptığı iyiliklere karşı mükâfat alacak, kötülüklerine cezâ verilmekten vazgeçilecek ve amellerinin kendisine sunumu şeklinde gerçekleşecek olan bu muhâsebe kolayca geçiştirilecektir).
وَيَنْقَلِبُ اِلٰٓى اَهْلِه۪ مَسْرُورًاۜ ﴿٩
9﴿ Böylece o kişi (cennetteki) âilesine çok sevinçli bir hâlde dönecektir.
وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ وَرَٓاءَ ظَهْرِه۪ۙ ﴿١٠
10﴿ Ama bir de o kimse ki; (sağ eli boynuna bağlanıp sonra sol eli sırtının arkasına doğru bükülerek) kitabı kendisine sırtının arkasından (sol eliyle) verilmiştir.
فَسَوْفَ يَدْعُوا ثُبُورًاۙ ﴿١١
11﴿ İşte muhakkak o da (“Ey ölüm! Neredesin gel” diye) bir helâk çağıracaktır.
وَيَصْلٰى سَع۪يرًاۜ ﴿١٢
12﴿ Böylece o (eşi benzeri görülmemiş) çokça alevli korkunç bir ateşe girecektir.
اِنَّهُ كَانَ ف۪ٓي اَهْلِه۪ مَسْرُورًا ﴿١٣
13﴿ Zîrâ şüphesiz ki o, (dünyâda) âilesinin içinde (bulunuyorken malı ve mevkiiyle övünen ve âhireti hiç düşünmeyen) çok sevinçli (şımarık ve kibirli) biriydi!