v02.01.25 Geliştirme Notları
Yûnus Sûresi
208
Cuz 11
7﴿ Muhakkak o kimseler ki; (ölümlerinin ardından diriltilip mahşere çıkartılarak) Bize kavuşmayı ummamaktadırlar, üstelik onlar o en alçak (olan âdî ve fânî dünyâ) hayât(ını, âlî ve bâkî âhiret hayâtına tercih ederek on)a râzı olmuşturlar ve onun (kazanımıy)la (rahatlayarak) mutmain olmuşturlar (bu nedenle de âhirette başlarına gelecek kötü azapları bir kere olsun hatırlarından geçirmemiş ve dünyâdan hiç ayrılmayacaklarını sanmıştırlar), yine o kimseler ki ancak onlar Bizim (kâinat safhalarında ve Kur’ân-ı Kerîm sayfalarında açıkladığımız) âyetlerimizden gâfil (ve habersiz) kişilerdir (işte onların âkibeti şimdi zikredilektir).
8﴿ (Habîbim!) İşte sana! Ancak onlar (var ya); (bu kötü düşüncelerinin bir netîcesi olarak) kendilerinin sürekli kazanmakta oldukları (kötü) şeyler yüzünden barınakları ancak o (cehennem) ateş(i)dir.
9﴿ (Ama) o kimseler ki (kâfirlerin düşünmeye değer bile kabûl etmedikleri o âyetlere) îmân etmiştirler ve (bu îmâna yakışır şekilde) sâlih ameller işlemiştirler; muhakkak ki îmânları sebebiyle Rableri onları (arzuladıkları cennet dâhil her türlü güzelliğe) hidâyet edecektir. O (nîmetlerle dolu) Na‘îm cennetlerinde(ki köşklerinde otururlarken) onların (bahçelerindeki ağaçların) altından nehirler sürekli akacaktır.
10﴿ Onların oradaki duâları: “Ey Allâh! (Şânına yakışmayacak her türlü noksanlıktan) Seni tesbîh ile (tenzîh eder ve her türlü kusurdan son derece uzak olduğunu ikrâr ederiz)(şeklindeki tâzim ve övgü kelimeleri)dir. Oradaki (karşılaşmalar esnâsında birbirlerine “Güzel hayat istemek” anlamında söyleyecekleri) tahiyye (söz)-leri de (“İstenmedik tüm şeylerden kurtuluş sizin üzerinize olsun” mânâsını ifâde eden): “Selâm” (lafzı)dır. (Ziyâfetlerin sonunda ve meclislerin hıtâmındaki) duâlarının sonu ise şöyle (bitecek)dir ki: “Bütün hamdler (övgüler ve tâzimler) âlemlerin Rabbi (olan) Allâh’a mahsustur.”
11﴿ Eğer o (şirk koşa)nların hayr (nâmına yaptıkları ve süratle kabûlünü bekledikleri duâların karşılığın)ı çarçabuk istemesi (ânında kendilerine isteklerini süratle verdiği) gibi, (onların: “Ey Allâh! Bu Kur’ân hak ise, başımıza taş yağdır” şeklinde inkâr ve alay yollu yaptıkları bedduâlarına, ayrıca insanların kafaları kızdığında kendileri ve en yakınları aleyhine yaptıkları bedduâlarına karşılık) şerri de Allâh insanlara acele verseydi, elbette (yaşamaları için belirlenen) ecelleri onlara (çoktan) sonlandırılmış olurdu (da, bu sûretle kendileri şimdiye kadar helâk edilmiş olurlardı. Ama Allâh böyle dilemeyip, bilakis kendilerine mühlet vererek, azgınlıklarında artış kaydetmelerine imkân tanımış ve netîcede onların kökünü kazımayı murâd etmiştir). (Hâl böyle olunca da) artık Bize kavuşacaklarını ummayan o kişileri (yapmayı âdet hâline getirdikleri) azgınlık (zulüm, dirilmeyi ve cezâyı inkâr)ları içerisinde şaşıp kalır oldukları hâlde (farkına varamayacakları bir şekilde yavaşça azâba doğru sürüklerken, bir süreliğine) bırakırız (da böylece onlar bir müddet serseri serseri dolaşırlar).
12﴿ Yine o (kâfir) insana (hastalık ve fakirlik gibi) bir zarar dokunacak olsa, yanı üzere (yaslanmış hâlde) bulunurken yâhut otururken veyâ ayaktayken (hangi hâl üzere olursa olsun o darlıktan kurtulmak için sürekli) Bize yalvarır. Fakat Biz ondan (o) sıkıntısını açtığımız anda, kendisine dokunan bir sıkıntıdan dolayı Bize hiç duâ etmemiş gibi (önceki kibirli hâli üzere) devâm edip gider. (Habîbim!) İşte sana! Onların (gaflete düşüp şehvetlere dalarak zikirden ve duâdan yüz çevirmeleri gibi) sürekli yapar oldukları o (kötü) şeyler (kendilerine verilen duyuları ve güçleri yaratılış gâyesinin tersi yönlerde kullanmak sûretiyle sermâyelerini boşa tüketmiş) o müsrif kimseler için böylece (şaşılacak bir süsleme usûlü ile) çok hoş gösterilmiştir.
13﴿ (Ey Mekke müşrikleri!) Andolsun ki; muhakkak Biz sizden önceki (Nûh, Âd ve Semûd kavmi gibi nice) asırlar (halkın)ı (peygamberlerini inkâr ederek) zulüm yaptıklarında, elbette (onları o zaman) helâk etmiştik. Hâlbuki rasülleri onlara (dâvâlarının doğruluğuna delâlet eden) pek açık deliller getirmişti, ama onlar (körü körüne taklîde alıştıkları için) aslâ îmân edecek (kimseler) olmamışlardı. (Habîbim!) İşte sana! Biz (peygamberlerini inkâr ederek en büyük suçu işlemiş olan) o mücrimler toplumunu (toptan helâke mâruz bırakan fecî âkıbetlerle cezâlandırdığımız gibi seni inkâr edenleri de) böylece cezâlandırırız.
14﴿ Sonra Biz (tüm yapacaklarınızı ezelde bildiğimiz hâlde) nasıl amel edeceğinize (birbirinizi şâhit kılıp o şâhitlerle birlikte amellerinize) bakalım diye o (sizden önce helâk edilmiş ola)nların ardından yer(yüzün)de sizi (onların yerine geçen) halîfeler yaptık.
سُورَةُ يُونُسَ
الجزء ١١
٢٠٨
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ اٰيَاتِنَا غَافِلُونَۙ ﴿٧
اُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمُ النَّارُ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿٨
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْد۪يهِمْ رَبُّهُمْ بِا۪يمَانِهِمْۚ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ﴿٩
دَعْوٰيهُمْ ف۪يهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ﴿١٠
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْۜ فَنَذَرُ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ﴿١١
وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِه۪ٓ اَوْ قَاعِدًا اَوْ قَٓائِمًاۚ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَٓا اِلٰى ضُرٍّ مَسَّهُۜ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِف۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿١٢
وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُواۙ وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُواۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِم۪ينَ ﴿١٣
ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ ﴿١٤
Yûnus Sûresi
208
Cuz 11
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ اٰيَاتِنَا غَافِلُونَۙ ﴿٧
7﴿ Muhakkak o kimseler ki; (ölümlerinin ardından diriltilip mahşere çıkartılarak) Bize kavuşmayı ummamaktadırlar, üstelik onlar o en alçak (olan âdî ve fânî dünyâ) hayât(ını, âlî ve bâkî âhiret hayâtına tercih ederek on)a râzı olmuşturlar ve onun (kazanımıy)la (rahatlayarak) mutmain olmuşturlar (bu nedenle de âhirette başlarına gelecek kötü azapları bir kere olsun hatırlarından geçirmemiş ve dünyâdan hiç ayrılmayacaklarını sanmıştırlar), yine o kimseler ki ancak onlar Bizim (kâinat safhalarında ve Kur’ân-ı Kerîm sayfalarında açıkladığımız) âyetlerimizden gâfil (ve habersiz) kişilerdir (işte onların âkibeti şimdi zikredilektir).
اُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمُ النَّارُ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿٨
8﴿ (Habîbim!) İşte sana! Ancak onlar (var ya); (bu kötü düşüncelerinin bir netîcesi olarak) kendilerinin sürekli kazanmakta oldukları (kötü) şeyler yüzünden barınakları ancak o (cehennem) ateş(i)dir.
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْد۪يهِمْ رَبُّهُمْ بِا۪يمَانِهِمْۚ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ﴿٩
9﴿ (Ama) o kimseler ki (kâfirlerin düşünmeye değer bile kabûl etmedikleri o âyetlere) îmân etmiştirler ve (bu îmâna yakışır şekilde) sâlih ameller işlemiştirler; muhakkak ki îmânları sebebiyle Rableri onları (arzuladıkları cennet dâhil her türlü güzelliğe) hidâyet edecektir. O (nîmetlerle dolu) Na‘îm cennetlerinde(ki köşklerinde otururlarken) onların (bahçelerindeki ağaçların) altından nehirler sürekli akacaktır.
دَعْوٰيهُمْ ف۪يهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ﴿١٠
10﴿ Onların oradaki duâları: “Ey Allâh! (Şânına yakışmayacak her türlü noksanlıktan) Seni tesbîh ile (tenzîh eder ve her türlü kusurdan son derece uzak olduğunu ikrâr ederiz)(şeklindeki tâzim ve övgü kelimeleri)dir. Oradaki (karşılaşmalar esnâsında birbirlerine “Güzel hayat istemek” anlamında söyleyecekleri) tahiyye (söz)-leri de (“İstenmedik tüm şeylerden kurtuluş sizin üzerinize olsun” mânâsını ifâde eden): “Selâm” (lafzı)dır. (Ziyâfetlerin sonunda ve meclislerin hıtâmındaki) duâlarının sonu ise şöyle (bitecek)dir ki: “Bütün hamdler (övgüler ve tâzimler) âlemlerin Rabbi (olan) Allâh’a mahsustur.”
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْۜ فَنَذَرُ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ﴿١١
11﴿ Eğer o (şirk koşa)nların hayr (nâmına yaptıkları ve süratle kabûlünü bekledikleri duâların karşılığın)ı çarçabuk istemesi (ânında kendilerine isteklerini süratle verdiği) gibi, (onların: “Ey Allâh! Bu Kur’ân hak ise, başımıza taş yağdır” şeklinde inkâr ve alay yollu yaptıkları bedduâlarına, ayrıca insanların kafaları kızdığında kendileri ve en yakınları aleyhine yaptıkları bedduâlarına karşılık) şerri de Allâh insanlara acele verseydi, elbette (yaşamaları için belirlenen) ecelleri onlara (çoktan) sonlandırılmış olurdu (da, bu sûretle kendileri şimdiye kadar helâk edilmiş olurlardı. Ama Allâh böyle dilemeyip, bilakis kendilerine mühlet vererek, azgınlıklarında artış kaydetmelerine imkân tanımış ve netîcede onların kökünü kazımayı murâd etmiştir). (Hâl böyle olunca da) artık Bize kavuşacaklarını ummayan o kişileri (yapmayı âdet hâline getirdikleri) azgınlık (zulüm, dirilmeyi ve cezâyı inkâr)ları içerisinde şaşıp kalır oldukları hâlde (farkına varamayacakları bir şekilde yavaşça azâba doğru sürüklerken, bir süreliğine) bırakırız (da böylece onlar bir müddet serseri serseri dolaşırlar).
وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِه۪ٓ اَوْ قَاعِدًا اَوْ قَٓائِمًاۚ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَٓا اِلٰى ضُرٍّ مَسَّهُۜ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِف۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿١٢
12﴿ Yine o (kâfir) insana (hastalık ve fakirlik gibi) bir zarar dokunacak olsa, yanı üzere (yaslanmış hâlde) bulunurken yâhut otururken veyâ ayaktayken (hangi hâl üzere olursa olsun o darlıktan kurtulmak için sürekli) Bize yalvarır. Fakat Biz ondan (o) sıkıntısını açtığımız anda, kendisine dokunan bir sıkıntıdan dolayı Bize hiç duâ etmemiş gibi (önceki kibirli hâli üzere) devâm edip gider. (Habîbim!) İşte sana! Onların (gaflete düşüp şehvetlere dalarak zikirden ve duâdan yüz çevirmeleri gibi) sürekli yapar oldukları o (kötü) şeyler (kendilerine verilen duyuları ve güçleri yaratılış gâyesinin tersi yönlerde kullanmak sûretiyle sermâyelerini boşa tüketmiş) o müsrif kimseler için böylece (şaşılacak bir süsleme usûlü ile) çok hoş gösterilmiştir.
وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُواۙ وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُواۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِم۪ينَ ﴿١٣
13﴿ (Ey Mekke müşrikleri!) Andolsun ki; muhakkak Biz sizden önceki (Nûh, Âd ve Semûd kavmi gibi nice) asırlar (halkın)ı (peygamberlerini inkâr ederek) zulüm yaptıklarında, elbette (onları o zaman) helâk etmiştik. Hâlbuki rasülleri onlara (dâvâlarının doğruluğuna delâlet eden) pek açık deliller getirmişti, ama onlar (körü körüne taklîde alıştıkları için) aslâ îmân edecek (kimseler) olmamışlardı. (Habîbim!) İşte sana! Biz (peygamberlerini inkâr ederek en büyük suçu işlemiş olan) o mücrimler toplumunu (toptan helâke mâruz bırakan fecî âkıbetlerle cezâlandırdığımız gibi seni inkâr edenleri de) böylece cezâlandırırız.
ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ ﴿١٤
14﴿ Sonra Biz (tüm yapacaklarınızı ezelde bildiğimiz hâlde) nasıl amel edeceğinize (birbirinizi şâhit kılıp o şâhitlerle birlikte amellerinize) bakalım diye o (sizden önce helâk edilmiş ola)nların ardından yer(yüzün)de sizi (onların yerine geçen) halîfeler yaptık.