v02.01.25 Geliştirme Notları
Hûd Sûresi
221
Cuz 12
6﴿ Yer(yüzün)de hafifçe yürüyen hiçbir canlı (bile) yoktur ki, mutlaka onun rızkı(nı göndermek) Allâh’a âittir. Zâten (ancak) O, onların (babalarının sulplerindeki yerlerini de, dünyâya çıkışlarının ardından hayatlarını sürdürecekleri mesken ve) karargâhlarını da, (ana rahimlerinde ve ölümlerinin ardından defnedilip) emânet bırakıldıkları yerleri de bilmektedir. (Tüm canlıların sayısı, rızıkları, yerleri, kaderleri ve ecelleri dâhil, işte bunların) her biri (kendisine bakan melekler için) çok açık olan /(içinde bulunanları kendisine bakanlara) açıklayıcı olan/ (Levh-i Mahfûz nâmındaki) bir Kitap’tadır.
7﴿ Ancak O (Allâh-u Te‘âlâ), öyle (kudretli) bir Zâttır ki; Arşı su üzerindeyken, gökleri ve yeri (dünyâ günlerinden) altı gün(e denk gelen bir müddet içerisin)de yaratmıştır. Tâ ki O, amel bakımından hanginiz daha güzel (gayret edeceksiniz) diye sizi imtihan (edenin muâmelesine tâbi) etsin. Andolsun ki; elbette sen (o müşriklere): “Gerçekten de siz ölüm(ünüz)den sonra diriltilecek kimselersiniz” diyecek olsan, yemîn olsun ki; o kâfir olmuş kimseler elbette: “İşte bu (Kur’ân’ın verdiği asılsız ve aldatıcı haberler), ancak (tesiri) çok açık olan büyük bir sihirdir” diyecektir.
8﴿ Yine kasem olsun ki; Biz sayılı bir müddete kadar onlardan azâbı geciktirsek, yemîn olsun; elbette onlar (alay ederek): “Hangi şey onu durduruyor (gelebiliyorsa gelsin)?!” diyeceklerdir. Âgâh olun ki; o (tehdit edildikleri azap Bedir’de) kendilerine geleceği gün, o (azap) onlardan çevrilecek (kadar basit) bir şey olmamıştır. Üstelik kendisiyle sürekli alay etmekte oldukları o şey (işte o zaman) onları çepeçevre kuşatmış (olacak)tır.
9﴿ Yemîn olsun ki; insana Biz(im nezdimiz)den bir rahmet(in lezzetini hissedecek şekilde ona) tattırsak da, sonra onu ondan çekip alsak, gerçekten (de) o (insan sabrının kıtlığından ve Allâh’a güvensizliğinden dolayı) elbette tamâmen ümit kesicidir ve (evvelce sâhip olduğu nîmetlere nankörlük ederek onları) çokça inkâr edicidir.
10﴿ Yine andolsun ki; Biz (hastalık ve fakirlik gibi) kendisine dokunan bir zarardan sonra o (insa)na (sıhhat ve zenginlik gibi) bir nîmet tattırsak, yemîn olsun elbette o: “Kötü şeyler (ve tüm musîbetler) benden (uzaklaşıp) gitti” der. Muhakkak ki o (nankör insan belâlardan kurtulduğu zaman) elbette (nîmetlere aldanarak nîmet vereni unutan) çok (şımarık ve) sevinçli biridir, (üstelik şükürle meşgul olacak yerde insanlara karşı kibirlenip) çokça böbürlenicidir.
11﴿ O kimseler müstesnâ ki (Allâh-u Te‘âlâ’ya gerçekten inanıp, kazâ ve kaderine tam mânâsıyla teslim olarak başlarına gelen tüm belâlara) sabretmiştirler ve (geçmiş gelecek tüm nîmetlerine karşı Allâh-u Te‘âlâ’ya şükür mâhiyetinde) sâlih ameller işlemiştirler. (Habîbim!) İşte sana! Onlar, (beşeriyet gereği işlemiş oldukları tüm günahlar için) geniş bir mağfiret ve (güzel amellerine mükâfat olarak) çok büyük bir ecir sâdece onlar içindir.
12﴿ (Habîbim!) Şimdi o (müşrik ola)nlar (senin hakkında): “(Krallar gibi peşine insanları sürüklemesi için gökten) onun üzerine (bolca dağıtacağı) bir hazîne indirilseydi ya! Ya da berâberinde (bizim de göreceğimiz şekilde onu doğrulayan) bir melek gelseydi ya” diyorlar diye belki de sen sana vahyolunmakta olan şeylerin bir kısmını (insanlara tebliğ etmeyi) bırakacaksın ve onu (kendilerine okuduğun zaman karşılaşacağı)n (hakāret ve inkârlar) sebebiyle göğsün daralacaktır. (Onlar seni reddetmişler ya da seninle alay etmişler diye sana ne oluyor ki bundan darlanıyorsun?!) Sen ancak (Allâh’a karşı gelenleri O’nun azâbından korkutan) bir nezîr (ve uyarıcı bir peygamber)sin. Ama Allâh (onların tüm sözlerini ve işlerini gözetip, gereken cezâyı vermek dâhil) her şeye (hakkıyla kefîl ve) Vekîl’dir. (Öyleyse ancak O’na güven, işlerini sâdece O’na ısmarla. O müşriklerin câhilliklerine ve alaylarına aldırmaksızın, büyüklük taslamalarını da önemsemeksizin, geniş bir kalp ve huzurlu bir gönülle vahyi tebliğe devâm et.)
سُورَةُ هُودٍ
الجزء ١٢
٢٢١
وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ﴿٦
وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ﴿٧
وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰٓى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۜ اَلَا يَوْمَ يَأْت۪يهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ﴿٨
وَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُۚ اِنَّهُ لَيَؤُ۫سٌ كَفُورٌ ﴿٩
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ ﴿١٠
اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ﴿١١
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّمَٓا اَنْتَ نَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌۜ ﴿١٢
Hûd Sûresi
221
Cuz 12
وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ﴿٦
6﴿ Yer(yüzün)de hafifçe yürüyen hiçbir canlı (bile) yoktur ki, mutlaka onun rızkı(nı göndermek) Allâh’a âittir. Zâten (ancak) O, onların (babalarının sulplerindeki yerlerini de, dünyâya çıkışlarının ardından hayatlarını sürdürecekleri mesken ve) karargâhlarını da, (ana rahimlerinde ve ölümlerinin ardından defnedilip) emânet bırakıldıkları yerleri de bilmektedir. (Tüm canlıların sayısı, rızıkları, yerleri, kaderleri ve ecelleri dâhil, işte bunların) her biri (kendisine bakan melekler için) çok açık olan /(içinde bulunanları kendisine bakanlara) açıklayıcı olan/ (Levh-i Mahfûz nâmındaki) bir Kitap’tadır.
وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًاۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ﴿٧
7﴿ Ancak O (Allâh-u Te‘âlâ), öyle (kudretli) bir Zâttır ki; Arşı su üzerindeyken, gökleri ve yeri (dünyâ günlerinden) altı gün(e denk gelen bir müddet içerisin)de yaratmıştır. Tâ ki O, amel bakımından hanginiz daha güzel (gayret edeceksiniz) diye sizi imtihan (edenin muâmelesine tâbi) etsin. Andolsun ki; elbette sen (o müşriklere): “Gerçekten de siz ölüm(ünüz)den sonra diriltilecek kimselersiniz” diyecek olsan, yemîn olsun ki; o kâfir olmuş kimseler elbette: “İşte bu (Kur’ân’ın verdiği asılsız ve aldatıcı haberler), ancak (tesiri) çok açık olan büyük bir sihirdir” diyecektir.
وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰٓى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۜ اَلَا يَوْمَ يَأْت۪يهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ﴿٨
8﴿ Yine kasem olsun ki; Biz sayılı bir müddete kadar onlardan azâbı geciktirsek, yemîn olsun; elbette onlar (alay ederek): “Hangi şey onu durduruyor (gelebiliyorsa gelsin)?!” diyeceklerdir. Âgâh olun ki; o (tehdit edildikleri azap Bedir’de) kendilerine geleceği gün, o (azap) onlardan çevrilecek (kadar basit) bir şey olmamıştır. Üstelik kendisiyle sürekli alay etmekte oldukları o şey (işte o zaman) onları çepeçevre kuşatmış (olacak)tır.
وَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُۚ اِنَّهُ لَيَؤُ۫سٌ كَفُورٌ ﴿٩
9﴿ Yemîn olsun ki; insana Biz(im nezdimiz)den bir rahmet(in lezzetini hissedecek şekilde ona) tattırsak da, sonra onu ondan çekip alsak, gerçekten (de) o (insan sabrının kıtlığından ve Allâh’a güvensizliğinden dolayı) elbette tamâmen ümit kesicidir ve (evvelce sâhip olduğu nîmetlere nankörlük ederek onları) çokça inkâr edicidir.
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ ﴿١٠
10﴿ Yine andolsun ki; Biz (hastalık ve fakirlik gibi) kendisine dokunan bir zarardan sonra o (insa)na (sıhhat ve zenginlik gibi) bir nîmet tattırsak, yemîn olsun elbette o: “Kötü şeyler (ve tüm musîbetler) benden (uzaklaşıp) gitti” der. Muhakkak ki o (nankör insan belâlardan kurtulduğu zaman) elbette (nîmetlere aldanarak nîmet vereni unutan) çok (şımarık ve) sevinçli biridir, (üstelik şükürle meşgul olacak yerde insanlara karşı kibirlenip) çokça böbürlenicidir.
اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ﴿١١
11﴿ O kimseler müstesnâ ki (Allâh-u Te‘âlâ’ya gerçekten inanıp, kazâ ve kaderine tam mânâsıyla teslim olarak başlarına gelen tüm belâlara) sabretmiştirler ve (geçmiş gelecek tüm nîmetlerine karşı Allâh-u Te‘âlâ’ya şükür mâhiyetinde) sâlih ameller işlemiştirler. (Habîbim!) İşte sana! Onlar, (beşeriyet gereği işlemiş oldukları tüm günahlar için) geniş bir mağfiret ve (güzel amellerine mükâfat olarak) çok büyük bir ecir sâdece onlar içindir.
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّمَٓا اَنْتَ نَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌۜ ﴿١٢
12﴿ (Habîbim!) Şimdi o (müşrik ola)nlar (senin hakkında): “(Krallar gibi peşine insanları sürüklemesi için gökten) onun üzerine (bolca dağıtacağı) bir hazîne indirilseydi ya! Ya da berâberinde (bizim de göreceğimiz şekilde onu doğrulayan) bir melek gelseydi ya” diyorlar diye belki de sen sana vahyolunmakta olan şeylerin bir kısmını (insanlara tebliğ etmeyi) bırakacaksın ve onu (kendilerine okuduğun zaman karşılaşacağı)n (hakāret ve inkârlar) sebebiyle göğsün daralacaktır. (Onlar seni reddetmişler ya da seninle alay etmişler diye sana ne oluyor ki bundan darlanıyorsun?!) Sen ancak (Allâh’a karşı gelenleri O’nun azâbından korkutan) bir nezîr (ve uyarıcı bir peygamber)sin. Ama Allâh (onların tüm sözlerini ve işlerini gözetip, gereken cezâyı vermek dâhil) her şeye (hakkıyla kefîl ve) Vekîl’dir. (Öyleyse ancak O’na güven, işlerini sâdece O’na ısmarla. O müşriklerin câhilliklerine ve alaylarına aldırmaksızın, büyüklük taslamalarını da önemsemeksizin, geniş bir kalp ve huzurlu bir gönülle vahyi tebliğe devâm et.)