v02.01.25 Geliştirme Notları
Şuarâ Sûresi
369
Cuz 19
61﴿ Artık o iki topluluk (iyice yaklaşarak) birbirini görünce Mûsâ’nın arkadaşları: “(Önümüz deniz, arkamız düşman!) Şüphesiz ki biz elbette (düşmanlar tarafından) yetişilmiş (ve yakalanmış) kimseleriz” dedi(ler).
62﴿ O (Mûsâ (Aleyhisselâm) ise Allâh’ın vaadine güvenerek): “Hayır! (Aslâ bizi yakalayamazlar! Allâh hakkında kötü düşünmeyi bırakın!) Şüphesiz Rabbim(in koruması ve yardımı) benimle berâberdir, O (kurtuluşumuz için) çok yakında bana yol gösterecektir” dedi.
63﴿ Hemen Biz Mûsâ’ya: “Asân ile o (Kızıl)denize vur” diye vahyettik.Böylece (o bu emri uyguladığı anda) o (deniz) derhal yarıl(arak on iki yol hâlini al)dı da sonunda her bir parça büyük bir dağ gibi (sâbit) oluverdi.
64﴿ Bir de geri kalanları orada (müminlere) yaklaştırdık.
65﴿ Böylece Mûsâ’yı ve berâberinde bulunan kimseleri (ayakları bile ıslanmadan) hep birliktelerken kurtardık.
66﴿ (Onlar denizden çıktıktan) sonra geri kalanları(n üzerlerine denizi kapatarak onları) suyla boğduk.
67﴿ (Habîbim!) İşte sana! Muhakkak ki bu (anlatıla)nda, (Allâh-u Te‘âlâ’nın üstün gücüne dâir) elbette pek büyük bir âyet (ve alâmet) vardır. Ama onların çoğu îmân edici kimseler olmamıştır. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; Firavun’un kavminden ancak eşi Âsiye, hânedân mensuplarından gizlice îmân eden Hızkîl ve Yûsuf (Aleyhisselâm)ın kabrini gösteren Meryem binti Nâmûsâ isimli bir nene, bir de Kıptîlerden olduğu söylenen bâzı büyücüler îmân etmiştir. (es-Sa‘lebî, el-Kirmânî, el-Âlûsî)
68﴿ Yine de şüphesiz senin Rabbin, elbette (düşmanlarından intikam almaya son derece güçlü olan) Azîz de, (dostlarına çok acıdığı için yardımına mazhar kılan) Rahîm de ancak O’dur.
69﴿ (Habîbim!) Onlara İbrâhîm’in önemli haberini de art arda oku.
70﴿ (Habîbim!) O zamandaki (haberi)ni (oku) ki; o (İbrâhîm (Aleyhisselâm)), babasına ve kavmine: “(Allâh’ı bırakıp da) ne şeylere tapmaktasınız?” demişti.
71﴿ Onlar: “Biz birtakım putlara tapmaktayız ve özellikle onlara ibâdette sebât eden (ve sabah-akşam etraflarında tavâf eden) kimseler olmaya devâm ediyoruz” dediler.
72﴿ O (İbrâhîm (Aleyhisselâm)) dedi ki: “(Peki, o putlara) yalvardığınız zaman sizi duyabiliyorlar mı?!
73﴿ Yâhut (taptığınızda) size fayda verebiliyorlar mı ya da (onlara tapmazsanız size) zarar verebiliyorlar mı?”
74﴿ Onlar: “(Ey İbrâhîm!) İşte sana! Doğrusu biz babalarımızı böylece (putlara ibâdet) yapıyorlarken bulduk” dediler.
75﴿ (İbrâhîm (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Şimdi siz (söyleyin bakalım) gördünüz mü o şeyleri ki; (onlara) tapar olmuştunuz?
76﴿ Siz ve en önceki babalarınız (onlara tapıyordunuz).
77﴿ İşte şüphesiz ki (şimdi ben o putlara tapacak olsam) onlar (âhirette) benim için birer düşman (olacaklar)dır; lâkin bütün âlemlerin Rabbi müstesnâ (çünkü O benim gerçek dostumdur).
78﴿ O Zât ki; beni yaratmıştır, artık O (yarattığı her şeye kendisine yarayan şeyleri gösterdiği gibi) beni (de din ve dünyâ menfaatlerine) hidâyet etmektedir.
79﴿ Yine öyle bir Zât ki; ancak O beni yediriyor ve bana su içiriyor.
80﴿ Hastalandığım zamanda ise ancak O bana şifâ (sıhhat ve âfiyet) veriyor.
81﴿ Yine öyle Zât ki; beni (dünyâda) öldürecektir, sonra beni (âhirette) diriltecektir.
82﴿ Yine öyle Zât ki; (evlâ olanı terk etme gibi yapabileceğim herhangi bir) hatâmı cezâ gününde benim için bağışlayacağını umuyorum.
83﴿ (İbrâhîm (Aleyhisselâm) Allâh-u Te‘âlâ’nın kendisine lutfettiği üstün nîmetleri, müşrik olan kavmine anlattıktan sonra daha ziyâdesine kavuşma hevesiyle Rabbine duâya başlayarak dedi ki:) Ey Rabbim! Sen bana (ilim ve amelde kemâl kazandıracak) yüce bir hüküm (ve hikmetli ilimler) bahşeyle (ki Senin halîfeliğine de, halkı yönetmeye de ehil olabileyim) ve Sen beni (büyük-küçük tüm günahlardan korunmaları sebebiyle iyi hâlleri bozulmayan) sâlih kimseler (zümresin)e ilhâk eyle.
سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
الجزء ١٩
٣٦٩
فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ ﴿٦١
قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ﴿٦٢
فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٦٣
وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ ﴿٦٤
وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ ﴿٦٥
ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ ﴿٦٦
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿٦٧
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿٦٨
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ ﴿٦٩
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ ﴿٧٠
قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ ﴿٧١
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ ﴿٧٢
اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ ﴿٧٣
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ﴿٧٤
قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ﴿٧٥
اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ ﴿٧٦
فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٧٧
اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ ﴿٧٨
وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ ﴿٧٩
وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ ﴿٨٠
وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ ﴿٨١
وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ﴿٨٢
رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ ﴿٨٣
Şuarâ Sûresi
369
Cuz 19
فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ ﴿٦١
61﴿ Artık o iki topluluk (iyice yaklaşarak) birbirini görünce Mûsâ’nın arkadaşları: “(Önümüz deniz, arkamız düşman!) Şüphesiz ki biz elbette (düşmanlar tarafından) yetişilmiş (ve yakalanmış) kimseleriz” dedi(ler).
قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ﴿٦٢
62﴿ O (Mûsâ (Aleyhisselâm) ise Allâh’ın vaadine güvenerek): “Hayır! (Aslâ bizi yakalayamazlar! Allâh hakkında kötü düşünmeyi bırakın!) Şüphesiz Rabbim(in koruması ve yardımı) benimle berâberdir, O (kurtuluşumuz için) çok yakında bana yol gösterecektir” dedi.
فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٦٣
63﴿ Hemen Biz Mûsâ’ya: “Asân ile o (Kızıl)denize vur” diye vahyettik.Böylece (o bu emri uyguladığı anda) o (deniz) derhal yarıl(arak on iki yol hâlini al)dı da sonunda her bir parça büyük bir dağ gibi (sâbit) oluverdi.
وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ ﴿٦٤
64﴿ Bir de geri kalanları orada (müminlere) yaklaştırdık.
وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ ﴿٦٥
65﴿ Böylece Mûsâ’yı ve berâberinde bulunan kimseleri (ayakları bile ıslanmadan) hep birliktelerken kurtardık.
ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ ﴿٦٦
66﴿ (Onlar denizden çıktıktan) sonra geri kalanları(n üzerlerine denizi kapatarak onları) suyla boğduk.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿٦٧
67﴿ (Habîbim!) İşte sana! Muhakkak ki bu (anlatıla)nda, (Allâh-u Te‘âlâ’nın üstün gücüne dâir) elbette pek büyük bir âyet (ve alâmet) vardır. Ama onların çoğu îmân edici kimseler olmamıştır. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; Firavun’un kavminden ancak eşi Âsiye, hânedân mensuplarından gizlice îmân eden Hızkîl ve Yûsuf (Aleyhisselâm)ın kabrini gösteren Meryem binti Nâmûsâ isimli bir nene, bir de Kıptîlerden olduğu söylenen bâzı büyücüler îmân etmiştir. (es-Sa‘lebî, el-Kirmânî, el-Âlûsî)
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿٦٨
68﴿ Yine de şüphesiz senin Rabbin, elbette (düşmanlarından intikam almaya son derece güçlü olan) Azîz de, (dostlarına çok acıdığı için yardımına mazhar kılan) Rahîm de ancak O’dur.
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ ﴿٦٩
69﴿ (Habîbim!) Onlara İbrâhîm’in önemli haberini de art arda oku.
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ ﴿٧٠
70﴿ (Habîbim!) O zamandaki (haberi)ni (oku) ki; o (İbrâhîm (Aleyhisselâm)), babasına ve kavmine: “(Allâh’ı bırakıp da) ne şeylere tapmaktasınız?” demişti.
قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ ﴿٧١
71﴿ Onlar: “Biz birtakım putlara tapmaktayız ve özellikle onlara ibâdette sebât eden (ve sabah-akşam etraflarında tavâf eden) kimseler olmaya devâm ediyoruz” dediler.
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ ﴿٧٢
72﴿ O (İbrâhîm (Aleyhisselâm)) dedi ki: “(Peki, o putlara) yalvardığınız zaman sizi duyabiliyorlar mı?!
اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ ﴿٧٣
73﴿ Yâhut (taptığınızda) size fayda verebiliyorlar mı ya da (onlara tapmazsanız size) zarar verebiliyorlar mı?”
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ﴿٧٤
74﴿ Onlar: “(Ey İbrâhîm!) İşte sana! Doğrusu biz babalarımızı böylece (putlara ibâdet) yapıyorlarken bulduk” dediler.
قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ﴿٧٥
75﴿ (İbrâhîm (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Şimdi siz (söyleyin bakalım) gördünüz mü o şeyleri ki; (onlara) tapar olmuştunuz?
اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ ﴿٧٦
76﴿ Siz ve en önceki babalarınız (onlara tapıyordunuz).
فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٧٧
77﴿ İşte şüphesiz ki (şimdi ben o putlara tapacak olsam) onlar (âhirette) benim için birer düşman (olacaklar)dır; lâkin bütün âlemlerin Rabbi müstesnâ (çünkü O benim gerçek dostumdur).
اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ ﴿٧٨
78﴿ O Zât ki; beni yaratmıştır, artık O (yarattığı her şeye kendisine yarayan şeyleri gösterdiği gibi) beni (de din ve dünyâ menfaatlerine) hidâyet etmektedir.
وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ ﴿٧٩
79﴿ Yine öyle bir Zât ki; ancak O beni yediriyor ve bana su içiriyor.
وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ ﴿٨٠
80﴿ Hastalandığım zamanda ise ancak O bana şifâ (sıhhat ve âfiyet) veriyor.
وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ ﴿٨١
81﴿ Yine öyle Zât ki; beni (dünyâda) öldürecektir, sonra beni (âhirette) diriltecektir.
وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ﴿٨٢
82﴿ Yine öyle Zât ki; (evlâ olanı terk etme gibi yapabileceğim herhangi bir) hatâmı cezâ gününde benim için bağışlayacağını umuyorum.
رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ ﴿٨٣
83﴿ (İbrâhîm (Aleyhisselâm) Allâh-u Te‘âlâ’nın kendisine lutfettiği üstün nîmetleri, müşrik olan kavmine anlattıktan sonra daha ziyâdesine kavuşma hevesiyle Rabbine duâya başlayarak dedi ki:) Ey Rabbim! Sen bana (ilim ve amelde kemâl kazandıracak) yüce bir hüküm (ve hikmetli ilimler) bahşeyle (ki Senin halîfeliğine de, halkı yönetmeye de ehil olabileyim) ve Sen beni (büyük-küçük tüm günahlardan korunmaları sebebiyle iyi hâlleri bozulmayan) sâlih kimseler (zümresin)e ilhâk eyle.