v02.01.25 Geliştirme Notları
Sâd Sûresi
455
Cuz 23
43﴿ Üstelik Biz(im nezdimiz)den (Eyyûb kulumuza) büyük bir rahmet (ulaşsın) için ve hâlis akıllara sâhip kimselere (sabra teşvik edici) bir öğüt olsun diye Biz (lütufta bulunarak) âilesini ve (evvelce) o(la)nların bir mislini kendileriyle birlikte ona bahşettik. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; Eyyûb (Aleyhisselâm)ın yedi kızı ve üç oğlu medresede bir muallimden Tevrât dersi alırken şeytan medresenin bir direğini sallayıp çekerek üzerlerine binâyı yıkmış ve böylece Eyyûb (Aleyhisselâm)ın çocuklarının ölümüne sebep olmuştu. Sonra Allâh-u Te‘âlâ onları dirilterek, hasta olanlara şifâ vererek, etrâfa dağılmış olanları da bir araya getirerek tekrar kendisine bağışladı. Ayrıca onlara ilâveten bir o kadar zürriyet daha kendisine bahşetti. (en-Nesefî, et-Teysîr, 12/510; el-Vâhidî, el-Besît, 15/150; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-mesîr, 3/207)
44﴿ Ayrıca (Eyyûb kulumuz eşine bir nedenle kızarak yüz sopa vuracağına dâir yemîn ettiğinde, ona bir kolaylık göstermek için Biz ona:) “Sen (otlardan yüz parçalı) küçük bir demeti elinle al da, onunla (eşine) vur. Böylece yemînini bozmuş olma(zsın)(diye vahyettik). Gerçekten Biz onu (canına, malına ve âilesine gelen bütün belâlara karşı) sabreden biri olarak (bildiğimiz gibi) bulduk. (O) ne güzel bir kuldu. Çünkü gerçekten o (en ufak bir zelle işlediğinde pişman olup Rabbine tevbe ederek) çokça dönücü biriydi. Tefsirlerde geçen rivâyete göre; bu yemînin sebebi, uzun yıllar boyunca kendisine göz yumdurmayan ve bir yandan bir yana dönmesine engel olan ağır hastalık günlerinden birinde, eşinin bir iş için yanından ayrılıp uzun zaman gelmeyerek kendisini sıkıntı içerisinde bekletmiş olmasıdır. Bu yüzden o, iyileşmesi durumunda hanımına yüz sopa vuracağına yemîn etmişti ki, Allâh-u Te‘âlâ, kendisini bu mesûliyetten kurtarmak ve rızâsını kazanmış olan hanımını incitmemek için ona böyle bir ruhsat öğretmiştir. (el-Beyzâvî; el-Medârik)
45﴿ (Habîbim! İbâdet husûsunda) kuvvetlere ve (dînî ilimlerde) basîretlere sâhip kimseler olan kullarımızı; İbrâhîm’i, İshâk’ı ve Ya‘kûb’u da (Kur’ân’da ümmetine) anlat.
46﴿ Gerçekten Biz onları ziyâde hâlis (ve karışıksız) bir (haslet olan) şeyle; o (âhiret) yurdu(nu hiç unutmayıp dâimâ) hatırlamakla seçkin kılmıştık.
47﴿ Bir de şüphesiz ki onlar Bizim nezdimizde, elbette (diğer insanlar içerisinden) seçkin kılınanlardan; o çok hayırlı olan kimselerdendir.
48﴿ (Habîbim!) İsmâ‘îl’i de, Elyesa‘ı da, Zülkifl’i de (Kur’ân’da ümmetine) anlat! Hepsi de (iyilikle yâd edilen) çok hayırlı kimselerdendir.
49﴿ İşte (onların) bu(nca iyi hâllerini anlatan âyetler kendileri hakkında dünyâda) büyük bir şereftir. /İşte bu (anlatılanlar herkese ibret teşkil edecek) büyük bir öğüttür./ (Âhirette ise) şüphesiz o takvâ sâhipleri için elbette çok güzel bir dönüş yeri (olan cennet) vardır.
50﴿ Bütün kapılar(ı) kendileri için tâmamen açılmış bulunan o Adn cennetleri (o müminlere tahsîs edilmiştir).
51﴿ Onların içerisinde (bulunan tahtlar üzerine) yaslanıcı kimseler olarak (cennette ikāmet edeceklerdir). Onlar orada (canları çektikçe hiç çekinmeden) birçok meyveleri ve çok değerli bir içecek (olan cennet şarâbını) isteyeceklerdir.
52﴿ (Kendilerine son derece âşık oldukları için) gözleri(ni eşlerine) tahsîs ed(ip onlardan başkasına nazar etmey)en (ve aralarında çocuk ve ihtiyar bulunmayan, hepsi otuz üçünde) yaşıt eşler de sâdece onların yanında (bulunacak)dır.
53﴿ İşte bu (anlatılanlar), hesap gününden sonra(sı için) size vaad olunan şeylerdir.
54﴿ Şüphesiz işte bu(nlar), elbette Bizim (vermiş olduğumuz) rızkımızdır ki, onun için hiçbir (kesinti ve) tükeniş yoktur.
55﴿ İşte bu(nca anlatılanlar müminlere mahsus bir nîmettir). Ama şüphesiz o (inkârcı) azgınlar için elbette çok şerli bir dönüş yeri vardır.
56﴿ (Hiç çıkmamak üzere) kendisine girecekleri cehennem (onlar için ikāmetgâh olacaktır) ki, işte (yatacakları) o döşek ne kötü olmuştur.
57﴿ İşte bu (bir kovası bile tüm dünyâyı kokutacak olan murdar şey), çok kaynar bir sudur ve (cehennem ehlinin derilerinden akan) pis bir irindir ki, artık onlar onu tatsınlar.
58﴿ (Zorluk ve işkence husûsunda tadılacak kaynar suyu içtikten sonra o kâfirler için) onun şeklinden (olan) diğer cinsler (çifter çifter, türlü türlü tadılacak zehir zıkkım içkiler) de (hazırlanmıştır).
59﴿ (Sapık liderler cehenneme girerlerken azap melekleri onlara, dünyâda kendilerine uymuş olan insan yığınlarını göstererek:) “İşte bu (kalabalık), sizinle birlikte (cehenneme) zorla girecek bir topluluktur” (diyecekler. O zaman liderler kendilerine tâbi olanlar hakkında:) “Onlara merhabâ (ve rahatlık) yok. (Bugün bize hiçbir faydaları olamaz.) Çünkü onlar o (cehennem) ateş(in)e mutlaka giricilerdir” (derler).
60﴿ O (şirk önderlerine uya)nlar: “Doğrusu siz (var ya); (asıl) size merhabâ yok. Zîrâ bunu bize siz hazırladınız. Artık (o cehennem hepimiz için de) ne kötü bir yerleşim yeri olmuştur” dediler.
61﴿ O (tâbi ola)nlar (reisleriyle çekişmekten bir fayda çıkmayacağını anlayınca onlarla kavgayı bırakıp Allâh-u Te‘âlâ’ya yalvarmayı tercih ederek:) “Ey Rabbimiz! İşte bunu bize kim hazırladıysa, o (cehennem) ateş(inin) içinde ona fazladan katlanmış bir azap ver” dediler.
سُورَةُ صۤ
الجزء ٢٣
٤٥٥
وَوَهَبْنَا لَهُٓ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ ﴿٤٣
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِه۪ وَلَا تَحْنَثْۜ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًاۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ ﴿٤٤
وَاذْكُرْ عِبَادَنَٓا اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْد۪ي وَالْاَبْصَارِ ﴿٤٥
اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِۚ ﴿٤٦
وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ ﴿٤٧
وَاذْكُرْ اِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِۜ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِۜ ﴿٤٨
هٰذَا ذِكْرٌۜ وَاِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ لَحُسْنَ مَاٰبٍۙ ﴿٤٩
جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُۚ ﴿٥٠
مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا يَدْعُونَ ف۪يهَا بِفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍ وَشَرَابٍ ﴿٥١
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ ﴿٥٢
هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ ﴿٥٣
اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍۚ ﴿٥٤
هٰذَاۜ وَاِنَّ لِلطَّاغ۪ينَ لَشَرَّ مَاٰبٍۙ ﴿٥٥
جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمِهَادُ ﴿٥٦
هٰذَاۙ فَلْيَذُوقُوهُ حَم۪يمٌ وَغَسَّاقٌۙ ﴿٥٧
وَاٰخَرُ مِنْ شَكْلِه۪ٓ اَزْوَاجٌۜ ﴿٥٨
هٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْۚ لَا مَرْحَبًا بِهِمْۜ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ ﴿٥٩
قَالُوا بَلْ اَنْتُمْ۠ لَا مَرْحَبًا بِكُمْۜ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَاۚ فَبِئْسَ الْقَرَارُ ﴿٦٠
قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ ﴿٦١
Sâd Sûresi
455
Cuz 23
وَوَهَبْنَا لَهُٓ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ ﴿٤٣
43﴿ Üstelik Biz(im nezdimiz)den (Eyyûb kulumuza) büyük bir rahmet (ulaşsın) için ve hâlis akıllara sâhip kimselere (sabra teşvik edici) bir öğüt olsun diye Biz (lütufta bulunarak) âilesini ve (evvelce) o(la)nların bir mislini kendileriyle birlikte ona bahşettik. Tefsîrlerde zikredildiğine göre; Eyyûb (Aleyhisselâm)ın yedi kızı ve üç oğlu medresede bir muallimden Tevrât dersi alırken şeytan medresenin bir direğini sallayıp çekerek üzerlerine binâyı yıkmış ve böylece Eyyûb (Aleyhisselâm)ın çocuklarının ölümüne sebep olmuştu. Sonra Allâh-u Te‘âlâ onları dirilterek, hasta olanlara şifâ vererek, etrâfa dağılmış olanları da bir araya getirerek tekrar kendisine bağışladı. Ayrıca onlara ilâveten bir o kadar zürriyet daha kendisine bahşetti. (en-Nesefî, et-Teysîr, 12/510; el-Vâhidî, el-Besît, 15/150; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-mesîr, 3/207)
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِه۪ وَلَا تَحْنَثْۜ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًاۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ ﴿٤٤
44﴿ Ayrıca (Eyyûb kulumuz eşine bir nedenle kızarak yüz sopa vuracağına dâir yemîn ettiğinde, ona bir kolaylık göstermek için Biz ona:) “Sen (otlardan yüz parçalı) küçük bir demeti elinle al da, onunla (eşine) vur. Böylece yemînini bozmuş olma(zsın)(diye vahyettik). Gerçekten Biz onu (canına, malına ve âilesine gelen bütün belâlara karşı) sabreden biri olarak (bildiğimiz gibi) bulduk. (O) ne güzel bir kuldu. Çünkü gerçekten o (en ufak bir zelle işlediğinde pişman olup Rabbine tevbe ederek) çokça dönücü biriydi. Tefsirlerde geçen rivâyete göre; bu yemînin sebebi, uzun yıllar boyunca kendisine göz yumdurmayan ve bir yandan bir yana dönmesine engel olan ağır hastalık günlerinden birinde, eşinin bir iş için yanından ayrılıp uzun zaman gelmeyerek kendisini sıkıntı içerisinde bekletmiş olmasıdır. Bu yüzden o, iyileşmesi durumunda hanımına yüz sopa vuracağına yemîn etmişti ki, Allâh-u Te‘âlâ, kendisini bu mesûliyetten kurtarmak ve rızâsını kazanmış olan hanımını incitmemek için ona böyle bir ruhsat öğretmiştir. (el-Beyzâvî; el-Medârik)
وَاذْكُرْ عِبَادَنَٓا اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْد۪ي وَالْاَبْصَارِ ﴿٤٥
45﴿ (Habîbim! İbâdet husûsunda) kuvvetlere ve (dînî ilimlerde) basîretlere sâhip kimseler olan kullarımızı; İbrâhîm’i, İshâk’ı ve Ya‘kûb’u da (Kur’ân’da ümmetine) anlat.
اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِۚ ﴿٤٦
46﴿ Gerçekten Biz onları ziyâde hâlis (ve karışıksız) bir (haslet olan) şeyle; o (âhiret) yurdu(nu hiç unutmayıp dâimâ) hatırlamakla seçkin kılmıştık.
وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ ﴿٤٧
47﴿ Bir de şüphesiz ki onlar Bizim nezdimizde, elbette (diğer insanlar içerisinden) seçkin kılınanlardan; o çok hayırlı olan kimselerdendir.
وَاذْكُرْ اِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِۜ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِۜ ﴿٤٨
48﴿ (Habîbim!) İsmâ‘îl’i de, Elyesa‘ı da, Zülkifl’i de (Kur’ân’da ümmetine) anlat! Hepsi de (iyilikle yâd edilen) çok hayırlı kimselerdendir.
هٰذَا ذِكْرٌۜ وَاِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ لَحُسْنَ مَاٰبٍۙ ﴿٤٩
49﴿ İşte (onların) bu(nca iyi hâllerini anlatan âyetler kendileri hakkında dünyâda) büyük bir şereftir. /İşte bu (anlatılanlar herkese ibret teşkil edecek) büyük bir öğüttür./ (Âhirette ise) şüphesiz o takvâ sâhipleri için elbette çok güzel bir dönüş yeri (olan cennet) vardır.
جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُۚ ﴿٥٠
50﴿ Bütün kapılar(ı) kendileri için tâmamen açılmış bulunan o Adn cennetleri (o müminlere tahsîs edilmiştir).
مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا يَدْعُونَ ف۪يهَا بِفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍ وَشَرَابٍ ﴿٥١
51﴿ Onların içerisinde (bulunan tahtlar üzerine) yaslanıcı kimseler olarak (cennette ikāmet edeceklerdir). Onlar orada (canları çektikçe hiç çekinmeden) birçok meyveleri ve çok değerli bir içecek (olan cennet şarâbını) isteyeceklerdir.
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ ﴿٥٢
52﴿ (Kendilerine son derece âşık oldukları için) gözleri(ni eşlerine) tahsîs ed(ip onlardan başkasına nazar etmey)en (ve aralarında çocuk ve ihtiyar bulunmayan, hepsi otuz üçünde) yaşıt eşler de sâdece onların yanında (bulunacak)dır.
هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ ﴿٥٣
53﴿ İşte bu (anlatılanlar), hesap gününden sonra(sı için) size vaad olunan şeylerdir.
اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍۚ ﴿٥٤
54﴿ Şüphesiz işte bu(nlar), elbette Bizim (vermiş olduğumuz) rızkımızdır ki, onun için hiçbir (kesinti ve) tükeniş yoktur.
هٰذَاۜ وَاِنَّ لِلطَّاغ۪ينَ لَشَرَّ مَاٰبٍۙ ﴿٥٥
55﴿ İşte bu(nca anlatılanlar müminlere mahsus bir nîmettir). Ama şüphesiz o (inkârcı) azgınlar için elbette çok şerli bir dönüş yeri vardır.
جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمِهَادُ ﴿٥٦
56﴿ (Hiç çıkmamak üzere) kendisine girecekleri cehennem (onlar için ikāmetgâh olacaktır) ki, işte (yatacakları) o döşek ne kötü olmuştur.
هٰذَاۙ فَلْيَذُوقُوهُ حَم۪يمٌ وَغَسَّاقٌۙ ﴿٥٧
57﴿ İşte bu (bir kovası bile tüm dünyâyı kokutacak olan murdar şey), çok kaynar bir sudur ve (cehennem ehlinin derilerinden akan) pis bir irindir ki, artık onlar onu tatsınlar.
وَاٰخَرُ مِنْ شَكْلِه۪ٓ اَزْوَاجٌۜ ﴿٥٨
58﴿ (Zorluk ve işkence husûsunda tadılacak kaynar suyu içtikten sonra o kâfirler için) onun şeklinden (olan) diğer cinsler (çifter çifter, türlü türlü tadılacak zehir zıkkım içkiler) de (hazırlanmıştır).
هٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْۚ لَا مَرْحَبًا بِهِمْۜ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ ﴿٥٩
59﴿ (Sapık liderler cehenneme girerlerken azap melekleri onlara, dünyâda kendilerine uymuş olan insan yığınlarını göstererek:) “İşte bu (kalabalık), sizinle birlikte (cehenneme) zorla girecek bir topluluktur” (diyecekler. O zaman liderler kendilerine tâbi olanlar hakkında:) “Onlara merhabâ (ve rahatlık) yok. (Bugün bize hiçbir faydaları olamaz.) Çünkü onlar o (cehennem) ateş(in)e mutlaka giricilerdir” (derler).
قَالُوا بَلْ اَنْتُمْ۠ لَا مَرْحَبًا بِكُمْۜ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَاۚ فَبِئْسَ الْقَرَارُ ﴿٦٠
60﴿ O (şirk önderlerine uya)nlar: “Doğrusu siz (var ya); (asıl) size merhabâ yok. Zîrâ bunu bize siz hazırladınız. Artık (o cehennem hepimiz için de) ne kötü bir yerleşim yeri olmuştur” dediler.
قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ ﴿٦١
61﴿ O (tâbi ola)nlar (reisleriyle çekişmekten bir fayda çıkmayacağını anlayınca onlarla kavgayı bırakıp Allâh-u Te‘âlâ’ya yalvarmayı tercih ederek:) “Ey Rabbimiz! İşte bunu bize kim hazırladıysa, o (cehennem) ateş(inin) içinde ona fazladan katlanmış bir azap ver” dediler.