v02.01.25 Geliştirme Notları
A`râf Sûresi
153
Cuz 8
31﴿ Ey Âdemoğulları! Her secde vaktinde (namaz kılacağınız veyâ tavaf yapacağınız zaman avret yerlerinizi örtecek şekilde bulabileceğiniz en güzel elbisenizi ve) ziynetinizi alı(p giyini)n. (Helâllerden hoşunuza giden tüm etli ve yağlı yiyecekleri) yiyin, için ama (helâli haram ederek yâhut harama bulaşarak veyâ tokluk sınırını aşarak) isrâf etmeyin. Şüphesiz ki O (Rabbiniz), israfçı kimseleri sevmez (ve onların bu yaptıklarına aslâ rızâ göstermez). Rivâyete göre; Âmiroğullarının, hac günlerinde ölmeyecek kadar az yemek yediklerini, özellikle yağlı yiyeceklerden sakındıklarını ve böylece haclarına tâzim ettiklerine inandıklarını işiten bâzı Müslümanların da böyle yapmaya meyletmesi üzerine bu âyet-i celîle nâzil olmuştur. Bu âyet-i celîleden anlaşıldığı üzere; hakkında âyet ve hadîs gibi yasaklayıcı bir nass bulunmadığı sürece, yiyecek ve içeceklerin tamâmı helâldir. Zîrâ eşyâda aslolan ibâha (mübah olma vasfı)dır, ancak müstakil bir delille şerîatın yasaklamış olduğu şeyler bu serbestliğin dışındadır. Bu konuda İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ): “İsraf ve kibirden ibâret iki haslete sâhip olmadığın sürece istediğini ye ve istediğini giyin” buyurmuştur. (el-Buhârî, el-Libâs:1, 7/140)
32﴿ (Habîbim! Çırılçıplak tavâf eden müşriklere) de ki: “Allâh’ın, kulları için (ortaya) çıkarmış olduğu o ziynetini (o süslü elbiseleri, size güzellik veren helâl şeyleri) ve lezzetli rızıkları kim haram kılmıştır (ki onları giyinmekten uzak duruyorsunuz)?!” (Rasûlüm!) De ki: “O en alçak (dünyâ) hayât(ın)da onlar(dan kâfirler yararlansa bile, aslında o güzel yiyecek ve içecekler), îmân etmiş olan kimseler için (halkedilmiş)dir, kıyâmet gününde ise (kâfirler mahrum olacağı için sâdece onlara) hâlis kalarak. İşte sana! Kendileri (Kur’ân’ın hak olduğunu) bilmekte olan bir toplum için bu (hükmü beyân ettiğimiz gibi, diğer hükümleri ihtivâ eden) âyetleri (de) böylece ayrıntılı olarak açıklıyoruz. Âyet-i celîlede geçen “Ziynet” tâbiri hakkında iki görüş bulunmaktadır; müfessirlerin cumhûruna göre; buradaki ziynetten maksad, avret yerlerini örtecek olan elbisedir. Bu mânâya göre âyet-i celîle, günah işledikleri elbiselerle tavâf edemeyeceklerini savunarak Kâ‘be’yi çıplak vaziyette tavâf etmekte olan müşrikleri zemmetmektedir. Fahrurrâzî (Rahimehullâh)ın beyânına göre bu ifâde, ziynet türlerinin tamâmını içine aldığından, tüm giyecekler ve takılar buraya dâhildir. Ancak erkeklerin altın ve ipek kullanmalarının haramlığına dâir hadîs-i şerîflerde açık nasslar vârid olduğu için, süs eşyâları arasında bu ikisi sâdece erkeklere yasaklanmıştır. (Ebû Dâvûd, rakam:4057, 4/50; et-Tirmizî, rakam:1720, 4/217)
33﴿ (Habîbim!) De ki: “Rabbim ancak (zinâ, eşcinsellik ve fâiz gibi) son derece çirkin işleri, onların açık olanını da, gizli kalanını da, (içki ve kumar gibi) günah(lar)ın tümünü, (zulüm, kibir ve insanların haklarına el uzatma gibi) haksız yere saldırıyı /haksız istekte bulunmayı/, (ilâhlığı) hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allâh’a ortak koşmanızı ve (doğru olup olmadığını) bilmemekte olduğunuz şeyleri Allâh’a karşı söyle(yerek, O’na yakışmayacak sıfatlar isnâd etmenizi, ayrıca Kendisi adına dilediğiniz şekilde helâl-haram hükmü ver)menizi haram kılmıştır.”
34﴿ (Peygamberlerini inkâr eden) her bir ümmet(e ulaşacak azap) için (belirlenmiş) bir ecel vardır. İşte (kendilerine verilen süre bitip) ecelleri geldiği zaman bir an bile geri kalamazlar, öne de geçemezler /(karşılaştıkları sıkıntıdan dolayı) ne bir an geri kalmayı, ne de öne geçmeyi isteyemezler/.
35﴿ Ey Âdemoğulları! Eğer gerçekten size birtakım rasüller sizin içinizden gelecek olur da, onlar size âyetlerimi anlatırlarsa; artık her kim (onlara muhâlefetten sakınarak) takvâ sâhibi olursa ve (amellerini düzelterek) ıslahta bulunursa, işte (başkalarının korkacağı kıyâmet gününde) onlar üzerine hiçbir korku yoktur ve (kaçırdıkları dünyâ nîmetlerinden dolayı) ancak onlar mahzun olmayacaklardır.
36﴿ Ama o kimseler ki Bizim âyetlerimizi yalanlamıştırlar ve onlar(a inanmak)dan uzaklaşıp büyüklük taslamıştırlar; işte sana! Onlar da ancak, o (cehennem) ateşin(in) ayrılmaz arkadaşlarıdır ki kendileri orada (hiç çıkmamak üzere) ebediyyen kalıcılardır.
37﴿ Artık kim daha zâlimdir o kimseden ki; Allâh (adına birtakım helâl ve haramlar tâyin ederek O’n)a karşı bir yalan uydurmuştur ya da O’nun âyetlerini yalanlamıştır?! İşte sana! Onlar ki; (rızık ve ecelleriyle ilgili) yazılan nasipleri /o (Levh-i Mahfûz) kitab(ın)daki nasipleri/ kendilerine ulaşacaktır (ve böylece belirli bir süre onunla faydalanacaklardır). Nihâyet (ölüm meleği ve yardımcılarından oluşan) elçilerimiz kendilerine gelip onları vefât ettirirlerken: “Allâh(ı bırakıp da O’n)dan başka tapmakta olduğunuz şeyler nerede?! (Şimdi size yardım etseler ya!)” derler. Onlar (da cevâben): “Onlar bizden uzaklaşıp kayboldular (ve en zor zamânımızda onları yanımızda göremiyoruz)” derler ve böylece kendilerinin gerçekten kâfir kimseler olduklarına dâir onlar nefisleri aleyhine şâhitlik etmiş olurlar.
سُورَةُ الْاَعْرَافِ
الجزء ٨
١٥٣
يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟ ﴿٣١
قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ﴿٣٢
قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًا وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿٣٣
وَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ﴿٣٤
يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يۙ فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ﴿٣٥
وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿٣٦
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَص۪يبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْۙ قَالُٓوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِر۪ينَ ﴿٣٧
A`râf Sûresi
153
Cuz 8
يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟ ﴿٣١
31﴿ Ey Âdemoğulları! Her secde vaktinde (namaz kılacağınız veyâ tavaf yapacağınız zaman avret yerlerinizi örtecek şekilde bulabileceğiniz en güzel elbisenizi ve) ziynetinizi alı(p giyini)n. (Helâllerden hoşunuza giden tüm etli ve yağlı yiyecekleri) yiyin, için ama (helâli haram ederek yâhut harama bulaşarak veyâ tokluk sınırını aşarak) isrâf etmeyin. Şüphesiz ki O (Rabbiniz), israfçı kimseleri sevmez (ve onların bu yaptıklarına aslâ rızâ göstermez). Rivâyete göre; Âmiroğullarının, hac günlerinde ölmeyecek kadar az yemek yediklerini, özellikle yağlı yiyeceklerden sakındıklarını ve böylece haclarına tâzim ettiklerine inandıklarını işiten bâzı Müslümanların da böyle yapmaya meyletmesi üzerine bu âyet-i celîle nâzil olmuştur. Bu âyet-i celîleden anlaşıldığı üzere; hakkında âyet ve hadîs gibi yasaklayıcı bir nass bulunmadığı sürece, yiyecek ve içeceklerin tamâmı helâldir. Zîrâ eşyâda aslolan ibâha (mübah olma vasfı)dır, ancak müstakil bir delille şerîatın yasaklamış olduğu şeyler bu serbestliğin dışındadır. Bu konuda İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ): “İsraf ve kibirden ibâret iki haslete sâhip olmadığın sürece istediğini ye ve istediğini giyin” buyurmuştur. (el-Buhârî, el-Libâs:1, 7/140)
قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ﴿٣٢
32﴿ (Habîbim! Çırılçıplak tavâf eden müşriklere) de ki: “Allâh’ın, kulları için (ortaya) çıkarmış olduğu o ziynetini (o süslü elbiseleri, size güzellik veren helâl şeyleri) ve lezzetli rızıkları kim haram kılmıştır (ki onları giyinmekten uzak duruyorsunuz)?!” (Rasûlüm!) De ki: “O en alçak (dünyâ) hayât(ın)da onlar(dan kâfirler yararlansa bile, aslında o güzel yiyecek ve içecekler), îmân etmiş olan kimseler için (halkedilmiş)dir, kıyâmet gününde ise (kâfirler mahrum olacağı için sâdece onlara) hâlis kalarak. İşte sana! Kendileri (Kur’ân’ın hak olduğunu) bilmekte olan bir toplum için bu (hükmü beyân ettiğimiz gibi, diğer hükümleri ihtivâ eden) âyetleri (de) böylece ayrıntılı olarak açıklıyoruz. Âyet-i celîlede geçen “Ziynet” tâbiri hakkında iki görüş bulunmaktadır; müfessirlerin cumhûruna göre; buradaki ziynetten maksad, avret yerlerini örtecek olan elbisedir. Bu mânâya göre âyet-i celîle, günah işledikleri elbiselerle tavâf edemeyeceklerini savunarak Kâ‘be’yi çıplak vaziyette tavâf etmekte olan müşrikleri zemmetmektedir. Fahrurrâzî (Rahimehullâh)ın beyânına göre bu ifâde, ziynet türlerinin tamâmını içine aldığından, tüm giyecekler ve takılar buraya dâhildir. Ancak erkeklerin altın ve ipek kullanmalarının haramlığına dâir hadîs-i şerîflerde açık nasslar vârid olduğu için, süs eşyâları arasında bu ikisi sâdece erkeklere yasaklanmıştır. (Ebû Dâvûd, rakam:4057, 4/50; et-Tirmizî, rakam:1720, 4/217)
قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًا وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿٣٣
33﴿ (Habîbim!) De ki: “Rabbim ancak (zinâ, eşcinsellik ve fâiz gibi) son derece çirkin işleri, onların açık olanını da, gizli kalanını da, (içki ve kumar gibi) günah(lar)ın tümünü, (zulüm, kibir ve insanların haklarına el uzatma gibi) haksız yere saldırıyı /haksız istekte bulunmayı/, (ilâhlığı) hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allâh’a ortak koşmanızı ve (doğru olup olmadığını) bilmemekte olduğunuz şeyleri Allâh’a karşı söyle(yerek, O’na yakışmayacak sıfatlar isnâd etmenizi, ayrıca Kendisi adına dilediğiniz şekilde helâl-haram hükmü ver)menizi haram kılmıştır.”
وَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ﴿٣٤
34﴿ (Peygamberlerini inkâr eden) her bir ümmet(e ulaşacak azap) için (belirlenmiş) bir ecel vardır. İşte (kendilerine verilen süre bitip) ecelleri geldiği zaman bir an bile geri kalamazlar, öne de geçemezler /(karşılaştıkları sıkıntıdan dolayı) ne bir an geri kalmayı, ne de öne geçmeyi isteyemezler/.
يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يۙ فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ﴿٣٥
35﴿ Ey Âdemoğulları! Eğer gerçekten size birtakım rasüller sizin içinizden gelecek olur da, onlar size âyetlerimi anlatırlarsa; artık her kim (onlara muhâlefetten sakınarak) takvâ sâhibi olursa ve (amellerini düzelterek) ıslahta bulunursa, işte (başkalarının korkacağı kıyâmet gününde) onlar üzerine hiçbir korku yoktur ve (kaçırdıkları dünyâ nîmetlerinden dolayı) ancak onlar mahzun olmayacaklardır.
وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿٣٦
36﴿ Ama o kimseler ki Bizim âyetlerimizi yalanlamıştırlar ve onlar(a inanmak)dan uzaklaşıp büyüklük taslamıştırlar; işte sana! Onlar da ancak, o (cehennem) ateşin(in) ayrılmaz arkadaşlarıdır ki kendileri orada (hiç çıkmamak üzere) ebediyyen kalıcılardır.
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَص۪يبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْۙ قَالُٓوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِر۪ينَ ﴿٣٧
37﴿ Artık kim daha zâlimdir o kimseden ki; Allâh (adına birtakım helâl ve haramlar tâyin ederek O’n)a karşı bir yalan uydurmuştur ya da O’nun âyetlerini yalanlamıştır?! İşte sana! Onlar ki; (rızık ve ecelleriyle ilgili) yazılan nasipleri /o (Levh-i Mahfûz) kitab(ın)daki nasipleri/ kendilerine ulaşacaktır (ve böylece belirli bir süre onunla faydalanacaklardır). Nihâyet (ölüm meleği ve yardımcılarından oluşan) elçilerimiz kendilerine gelip onları vefât ettirirlerken: “Allâh(ı bırakıp da O’n)dan başka tapmakta olduğunuz şeyler nerede?! (Şimdi size yardım etseler ya!)” derler. Onlar (da cevâben): “Onlar bizden uzaklaşıp kayboldular (ve en zor zamânımızda onları yanımızda göremiyoruz)” derler ve böylece kendilerinin gerçekten kâfir kimseler olduklarına dâir onlar nefisleri aleyhine şâhitlik etmiş olurlar.